25 Mayıs 2008 için Arşiv

25
May

kader bu

   Yazan: admin   Kategori SIIR

Tomurcuk bir gül mü kader dökülen yapraklar mı…..
Bir çocuğun hayallari mi, bir ihtiyarın vicdan azapları mı…
Kalbin kanarken haykırmak mı kader, gülmek mi kanayan yaralarına…..
Düşerken ellerini tutmak mı kader bırakıp gitmek mi yüzüstü…
Elleri ellerindeyken değerini bilmek mi, gidince vicdanının elinde can
vermek mi…
Giderken geri dön diyebilmek mi kader, susmak mı bir ömür…
Terkedilince peşinden koşmak mı kader, silmek mi bütün anıları….
Ağlayarak geri döndüğünde gönül kapılarını açmak mı kader yüzüne
kapatmak mı kapıları..
Ateşe bir gül gibi sessizce düşmek mi kader bir kahraman gibi
haykırmak mı son sözünü..
Yazdırana okuyabilmek mi bu şiiri kader yoksa kendine okumak mı
ağlamak mı …

25
May

bilinen gerçek

   Yazan: admin   Kategori ASK HIKAYELERI

Sıradan bir gün daha başlıyordu. Herşey hazırdı. Dalışa geçecek ve bu dünyayı incelemeye devam edecekti. Paletlerini giyindi, deniz gözlüğünü taktı, hava tüpünü de sırtına geçirdikten sonra kendini suya bıraktı.

Bu dünya başka bir dünyaydı onun için, hiçbir insan yok. Kendini deniz hayvanlarıyla bir hissediyordu. Biraz derinlere indi. Her yer ışıl ışıl parlıyordu. Güneşin ışınları denizi adeta yalıyordu.

Daha sonra yüzeye doğru yüzdü. Denizin bir metre altında yüzüyordu. Herşey ne kadar güzeldi. Kendini suyun yüzüne çıkarınca başka bir farklı dünyada hissetti kendisini. Evet, iki dünya arasında hayatı sürüyordu. Bu iki farklı dünyada yaşamayı seviyordu. Teknesine doğru baktı, biraz fazla açılmıştı. Su üstünde iki dakika durduktan sonra tekrar denize daldı. Teknesine doğru yüzmeye başladı.

Denizin altında yüzen balıklar, taşın altında bulunan yengeçler, yunuslar, kara ve su kaplumbağaları, hepsi iki dünyanın farklı yaratıklarıydı. Bir hayvan, kara hayvanı mı yoksa deniz hayvvanı mı olduğunu nereden biliyordu acaba. Konuşacak bir dilleri olmasa bile, bütün bu harikaları anlayabiliyorlar mıydı.

Suyun altında yüzerken, biran kendini daha yoğun bir yerde hissetti. Bir farklılık olduğunu anlamıştı adam. Tekrar geri dönerek yüzmeye başladı. Yine eski ortamında buldu kendini. “Denizde iki ortam nasıl olabilir” diye düşündü. Denizin yoğunluklarının farklı olduğu yerin tam ortasında durdu. Yüzeye doğru tekrar çıktı.

Dalgıç, teknesine yüzdü. Dümenini, kendisine farklı gelen, yoğunluğunun farklı olduğunu hissettiği yere kırdı. Oraya geldiğinde denizi bir güzel incelemeye başladı. Kendi gördüğünü, belki normal bir insan, yani bu dünyayı iyi tanımayan bir insan göremezdi. O alana baktığında denizin renginin, sanki arasına gizli, görünmeyen bir cam sokulmuş gibi, birdenbire farklılaştığını anladı. Bu farklılığı daha iyi anlayabilmek, bitmek bilmeyen öğrenme isteğini tatmin etmek için tekrar denize daldı. Su üstünde, kendisinin keşfettiği alana doğru yüzdü. Gerçektende burada, bir anormallik vardı.

Denizin suyunun rengi, belki de kendisinden başka hiçbir kimsenin göremeyeceği bir durumdu bu, aniden farklılaşıyordu. Bu sefer deniz gözlüğünü ve tüpünü yanına almamıştı. Çünkü bu seferki dalışının asıl amacı deniz diyarını incelemek değil, iki dünyayı birbirinden ayıran bu sınırdaki farklılığı anlayabilmekti.

Dalgıç, dudaklarını, daha koyu olarak gördüğü suya değdirdi. Diliyle dudaklarını sıvazladı. Evet, su tuzlu suydu. Daha sonra dudaklarını, daha açık ördüğü suya değdirdi. Bu seferki su tatlı suydu. Kaptan, denizlerle ilgili müthiş bir şey keşfettiğini anladı o an. Bu alanda tatlı su ile tuzlu su birbirine karışmıyordu. Bugün onun için çok güzel bir gündü. Keşfettiği bu alanı beynine iyice kazıdı; çünkü burayı unutmaması gerekiyordu, keşfinin kanıtlanmasında iyi bir örnek olacaktı.

Teknesine çıktı. Kendisinin bulunduğu yere yakın olan bir arkadaşına doğru yol aldı.

Kaptanın arkadaşı, evinde yemek hazırlıyordu. Yalnız bir insandı. Bütün ev işleriyle kendisi uğraşırdı onun için. Yemeğini hazırladıktan sonra küçük bir masada yemeye başladı. Bu sıralarda kapının zili çalındı. Kapıyı açtığında karşısında kaptanı gördü. Daha yeni dalış yaptığını anlamıştı; çünkü her nedense kurulanmamıştı.

“Nedir bu halin kaptan, neden kurulanmadın?”

“Bırak kurulanmayı, bugün çok özel bir gün.”

“Sofra hazır, gel ilk önce bir güzel karnımızı doyuralım, daha sonra bugünün neden güzel bir gün olduğunu konuşuruz.”

Kaptan üstüne baktı: “İzin verirsen şu üstümü bir değişeyim.”

“Tabi canım. Ben de bir tabak daha koyayım sofraya.”

Kaptan ıslak elbiseleri üzerinden çıkartarak kuruları giyindi. Heyecanla sofraya yaklaştı. Arkadaşı onu görünce: “Gel sofraya, biraz yiyelim. Dalıştan geliyorsun, acıkmışsındır.”

“Canım hiç yemek istemiyor. Biliyormusun bugün daldığım zaman denizlerle ilgili bir şey keşfettim.”

“Neymiş o keşfettiğin şey.”

“Yüzerken bir alandaki farklı renkteki deniz sularını gördüm. Bunları incelediğimde denizin tatlı suyu ile tuzlu suyunun birbiriyle karışmadığını buldum.”

Kaptanın arkadaşı bu sözleri duyunca gülmeye başladı.

“Neden gülüyorsun.”

“Neden güleceğim. Bunu sen keşfetmedinki. Ben zaten bunu biliyordum.”

Kaptan şaşkınlaştı:

“Nasıl olur, bunu ilk ben keşfettim, hem sen dalmıyorsun bile.”

“Tamam dalmıyorum. Zaten bunu dalarak öğrenmedim. Bir kitaptan okudum.”

“Nasıl olur. O kitap sende mi?”

“Evet bende.”

“Görmek istiyorum. Lütfen göster bana.”

Kaptanın arkadaşı, kitaplığına gidip yeşil renkli bir kitap aldı. Bir sayfayı açtı ve kaptana gösterdi.

“Evet” dedi kaptan, “gerçektende bu biliniyormuş. Bu kitabı hangi denizci yazdı?”

Kaptan bu kitabı kimin yazdığını anlayabilmek amacıyla ön ve arka kapağı kontrol etti. Fakat bir bilgiye rastlayamadı. Arkadaşı ise kaptana bakıyor, kendini gülmekten alamıyordu.

“Boşuna araştırma” dedi, “Bu kitap Allah’ın kitabıdır.”

25
May

söyleyemedim

   Yazan: admin   Kategori SIIR

Aklımda gözün kaldı
Solumda sızın kaldı
Bir çift sözüm kaldı
Diyemedim

Dilimde adın kaldı
Geride yadın kaldı
Kulakta sedan kaldı
Dinleyemedim

Geceden uyku kaldı
Garip bir duygu kaldı
Şiirler öksüz kaldı
Beceremedim

Sabaha nefes kaldı
Yarım bir heves kaldı
İçimde o his kaldı
Bitiremedim

Geriye ölüm kaldı
Tutkulu zulüm kaldı
Vuslata bir an kaldı
Seni o kadar sevdim ki
Söyleyemedim, söyleyemedim

25
May

ozan

   Yazan: admin   Kategori SIIR

Bin gönüle dola dola gelir,
Drama’dan Gümülcine düzüne,
Kan kokan,sevda kokan Balkan türküleri;
Dudaklarında Mustafçova kızlarının ,
Çiçek çiçek yakılmış;
Bahar yağmurları gibi,
Gül olup,avuçlarına dökülmüş ;
Yaprak yaprak derlediğin
Bu türküler,ah bu türküler!
Çizgi çizgi alnına akseder.

Volkanlar patlar sesinden,
Türkü söylemeye hasret,
Tütün kokulu nefesinden,
Şiirler serpilir ak kağıda mısra mısra;
Ucunda kara kalemin ,
Kelimelerin raks eder.

Ne de geç gelir hanene,
Ilık bahar akşamları.
Oturunca efkar sofrasına,
Bir yaka köyünde,
Bulaşır yasemin kokusuna kirazın kırmızısı;
Muhabbetler karışırken akşamın karasına,
Ansızın…
Nerden düşer aklına bilinmez;
Bir İstanbul hasreti nükseder.