17 Nisan 2008 için Arşiv

17
Nis

kalp hastalıgı

   Yazan: admin   Kategori YARARLI BILGILER

Büyüklüğü

Yetişkin bir insan kalbinin büyüklüğü yaklaşık olarak yumruğunun büyüklüğü ile eşdeğer sayılır. Taban tepe uzaklığı 12 cm, en geniş yerinde 8-9 cm, ön-arka çapı 6 cm. dir. Erkekte ağırlığı 280-340 gr. kadında 230-280 gr. arasındadır. Bu ağırlık farkı mesleğe, spor yapıp yapmamaya göre değişir.
Kalbin bölümleri;

  • Sağ atrium
  • Sol atrium
  • Sağ ventrikül
  • Sol ventrikül

Kalp, vücudun tüm bölümlerine kanı gönderen dolaşım sisteminin pompasıdır. Dolaşım sistemi kalp, arter ( atardamar ), ven ( toplar damar ) ve kapillerlerden ( kılcaldamarlar ) oluşmuştur. Kalp ritmik kasılmalarla kanı arterlere pompalar. Pompa görevi ventriküllerindir.Vücuttan venler aracılığıyla toplanan kan üst ve alt kava veni ( vena cava superior ve vena cava inferior ) ile sağ atriuma, oradan da sağ ventriküle gelir. Sağ ventrikül kanı, ana pulmoner arter ( trunkus pulmonalis ) aracılığı ile oksijenlenmesi için akciğerlere gönderir. Akciğerlerden sol atriuma gelen oksijenlenmiş kan hemen aşağıdaki sol ventriküle geçer. Kuvvetli kas yapısına sahip sol ventrikül kanı aort aracılığıyla tüm vücuda gönderir. Akciğerlerde kan akımına karşı direnç daha az olduğu için sağ ventrikülün iş yükü sol ventrikülün ki kadar fazla değildir. Bu nedenle sol ventrikülün duvar kas kalınlığı sağ ventriküle oranla daha kalındır.

Kalbin Kapakları

Mitral kapak, sol atriumu sol ventriküle bağlayan ve tek yönlü akımın oluşmasını sağlayan bir sistemdir.

Triküspit kapak; Sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki sistem, triküspit kapak sistemidir. Kanın sağ atriumdan, sağ ventriküle geçmesini sağlayan delik ” sağ ostium atrioventrikülare ” yaklaşık 3 parmak sığabilecek kadar genişlikte olup burada sağ atrioventriküler kapak bulunur. Kapak 3 parçadan yapılmıştır ve her bir parça üçgen şeklindeddir. Bu nedenle kapağa triküspit kapak adı verilmiştir.

Pulmoner kapak; Sağ ventrikül ile pulmoner arter arasındaki ön, sol ve sağ olmak üzere 3 adet semilunar ( yarım ay ) kapakçıktan oluşur.

Aort kapağı, sol ventrikülden tek yönlü kan akımına imkan sağlayan, aort ile sol ventrikülü birbirinden ayıran oluşumdur. Aort kapağı darlıkları çocukluk yaşlarda doğumsal, genç ve erişkin çağda romatizmal, ileri yaşlarda da kalsifik-degeneratif tip daha sık görülür.

KALP HASTALIKLARINDA SEMPTOMLAR “BELİRTİLER”

  1. Göğüs Ağrısı
  2. Nefes Darlığı
  3. Halsizlik - Bitkinlik
  4. Çarpıntı - Palpitasyon
  5. Baş Dönmesi - Senkop
  6. Ödem
  7. Öksürük
  8. Hemoptizi
  9. Diğerleri

1 - GÖĞÜS AĞRISI

Göğüs ağrısı kalp hastalıklarının ana belirtisi olmasına rağmen, ağrı sadece kalpten kaynaklanmaz. Kalbe giren ve çıkan büyük damarsal yapılar, akciğerler ve onların hava yolları, akciğer zarları, göğüs duvarı kasları, diyafragma, ve diyafragmaya komşu organlar, örn. mide, duedonum ( oniki parmak barsağı ), safra kesesi gibi diyafragma altında yer alan organlardan da kaynaklanabilir.
Göğüs ağrısının en sık görülen kardiyovasküler ( kalp - damar ) nedenlerini aşağıda olduğu gibi sıralayabiliriz.

  • Miyokart iskemisi
  • Miyokart enfarktüsü
  • Perikardit
  • Aort disseksiyonu
  • Pulmoner infarktüs

Kalp adelesinin oksijen gereksinimi ile kalp adelesine gelen oksijen miktarı arasındaki normalde olması gereken denge bozulduğu zaman, yani kalp adelesine yetersiz O2 geldiği zaman oluşan miyokart iskemisi, angina pektoris diye isimlendirilen göğüs ağrısı meydana getirir. Angina, normal oksijen transportunun bozulduğu koroner arter ( kalbin besleyici damarı ) hastalığının bir belirtisi olmasına rağmen, sol ventrikül hipertrofisi gibi oksijen isteğinin aşırı arttığı durumlarda da ortaya çıkabilir.Göğüs ağrısı olan hastaya bir dizi sorular sorup ağrının kökeni araştırılmalıdır.

  1. Ağrının yeri; Tipik koroner ağrısı retrosternal ( iman tahtası arkası ), prekordiyaldir. Sternumun orta ve alt bölümünde, kravatın arkasındadır. Göğüs önünde sıkılmış yumruk belirtisi ağrının iskemik kökenli olduğunun kuvvetli bir göstergesidir.
  2. Ağrının yayılışı; Anginal ağrı tipik olarak şu bölgelere yayılabilir. Sol omuz, sol kol, dirsek, sol elin ulnar bölümü ( küçük parmak ve yüzük parmağı ), sağ omuz, sağ kol, ve el, boyun, alt çene, dişler, iki kürek kemiği arası ve epigastrium ( mide bölgesi ).
  3. Ağrının süresi; Tipik klasik anginada ( stable angina ) ağrı 1-2 dakika sürer. En fazla 10 - 15 dakikayı geçmez. “Unstable angina ” da bu süreler daha uzundur. Anginal sendromun en ağır formu olan miyokart infarktüsünde saatlerce veya hatta gün boyu ağrı vardır.
  4. Ağrının karekteri; Anginayı tarif eden hastalar, ağrıdan ziyade göğüste rahatsızlık hissi ( hoş olmayan bir his ) tanımlarlar. Bu hissi tanımlamak için hastalar; baskılayıcı, sıkıştırıcı, ezici, boğucu, yanıcı veya göğsüm ikiye ayrıldı gibi ifadeler kullanabilirler.
  5. Ağrının nedeni; Klasik, stabil anginada ağrıya efor neden olur. Eforun şiddeti ile ağrı ilişkisi her zaman konulamaz. Bazen hafif bir eforla gelen ağrı bazen en ağır eforu yapan hasta tarafından hissedilmeyebilir. Ağrıyı hastanın tok oluşu, soğuk, stress gibi faktörler kolaylaştırıcı, tetikleyici olabilir.
    Unsable anginada ağrının eforla ilişkisi yoktur. İstirahatte ağrının ortaya çıkması tipiktir.Keza akut miyokart enfarktüsünün ağrısı da çoğu kez istirahatte, sabaha karşı uykuda başlayabilir.
  6. Ağrının geçişi; Ağrının istirahatle veya kısa etkili nitratlar, nitrogliserin ile ( sublingual ” dilaltı” veya sprey şeklinde ) geçmesi efor ağrısının özelliklerindendir.
    Unstable anginada ve enfarktüste ağrı kısa etkili nitratlara pek yanıt vermez.
  7. Ağrının zaman ilişkisi ve sıklığı; Klasik anginada ağrının özelliği günden güne değişebildiği gibi aynı gün içersinde bile değişebilmektedir. Genellikle sabahları yapılan ilk aktiviteler esnasında ağrı hisseden hasta daha sonra gün boyu ağrısız dolaşabilir. Evden çıkışta ilk metrelerde ağrı hisseden hasta daha sonra kilometrelerce yol yürüse ağrı hissetmeyebilir. Ağrı doğuran eforun şiddetine angina eşiği denir. Kronik stabil anginada ağrı eşiği sabittir. Yani hasta hep aynı şiddette eforda ağrı hisseder.
  8. Ağrıya eşlik eden belirtiler; Akut miyokart infarktüsünde ağrıya nörovejetatif belirtiler ( bulantı, kusma, aşırı terleme ) eşlik eder. Göğüs ağrısına nefes darlığı eklenirse akut miyokart iskemisi sonucu gelişen bir taşiaritmi olasılığını telkin eder. Göğüs ağrısı ile birlikte hemoptizi ( ağızdan kan gelmesi ) bulunması pulmoner infarktüs veya akciğer tümörünü hatırlatmalıdır. Göğüs ağrısı olan bir kişide ateş görülmesi pnömoni, plörezi veya perikardit olsılığını gösterir.
  9. Ağrıyı kolaylaştıran ve ağırlaştıran nedenler; Angina pektoris karakteristik olarak eforla, özellikle merdiven çıkarken veya yokuş çıkarken ortaya çıkar. Soğuk havada rüzgara karşı veya ağır bir yemeği takiben dolu mide ile yürüyüş ağrıya davetiye çıkarır. ” Unstable anginada ” efor ağrıyı şiddetlendirir. Stress de ağrıyı kolaylaştırabilir.

2 - NEFES DARLIĞI - DİSPNE

Anormal şekilde, rahatsız nefes almanın farkında olmak şeklinde tanımlanabilir. Kalp ve akciğer hastalıklarının başlıca semptomlarından birisidir. Sağlıklı bireylerde çok aşırı efor nefes darlığına neden olabilir. Kronik kalp yetmezliğinin çoğu şeklinde nefes darlığı, haftalar ve aylar boyunca yavaş ilerler. Böyle yavaş seyir keza şişmanlık, gebelik ve bilateral ( iki taraflı ) plöral effüzyon ( akciğer zarları arasında sıvı birikmesi ) gibi değişik durumlarda da meydena gelebileceği hatırlanmalıdır.

Efor ( herhangi bir bedeni faaliyet, merdiven çıkma, yük taşıma, koşma gibi ) esnasında ortaya çıkan dispneye efor dispnesi denir. Efor dispnesi sol kalp yetmezliğinin en başbelası belirtisidir. İstirahatte, yatar durumda dispne hissedilmesi oturunca veya ayağa kalkınca kaybolmasına ortopne denir.

Paroksismal nokturnal dispne ( gece uyurken ortaya çıkan nefes darlığı ) sol ventrikül yetmezliğine bağlı gelişen interstitiel pulmoner ( akciğer ) ödeme sekonderdir. Dispnenin en ağır formudur. Hasta uykuya daldıktan 2-5 saat sonra başlar. Hasta sık olarak terleme, hava açlığı ile uyanarak pencereye koşar. Yatağı terkedince, oturunca, ayağa kalkınca bir müddet sonra hafifler. Bu semptomun geçmesi için yaklaşık 20 dakika veya daha fazla süreye gerek olabilir.

17
Nis

formda kalmak için

   Yazan: admin   Kategori YARARLI BILGILER

Formda kalmak pek çok kişi tarafından kendi kişisel özelliklerine göre şekillendirilebilir. Kilo problemi olmayan kişiler tarafından aynı kiloda kalma çabaları olarak nitelendirilirken benzer durum kilolu biri için eski kilosuna kalmak olarak nitelendirilebilir.

 

Bu terim sadece fiziksel değil, ruhsal ve zihinsel sağlığın iyiliğini kapsayan ve sağlığın her aşamasını içeren bir ifadedir. Beslenme ve fiziksel aktivite, her biri için temeldir.

Formda olmanın yaşı yoktur. Formda kalmak, her yaşta düzenli fiziksel aktivite ve iyi beslenmeyi içeren bir yaşam şeklidir. Ne kadar erken başlanırsa sağlık için o kadar iyi olur. Her yaşta ve yaşamın her aşamasında kendi potansiyelinizin en fazlasını yapın. Besin seçimi ve fiziksel aktiviteyi gereksinimlerinize adapte ederek, kişisel alışkanlık ve yaşam biçimi haline getirerek sağlıklı olabilirsiniz. Bu kitap yaşam boyu sağlıklı beslenme ve aynı zamanda besinlerden zevk alma konularında bilgilendirmektedir.

 

İyi beslenme ve düzenli fiziksel aktivite- sadece biri değil- formunuzu geliştiren yaşam şekli ile ilgili ayrılmaz iki alışkanlıktır. Yaşam şekilleri ile ilgili diğer kararlar da sağlığınızı olumlu yönde etkilemektedir. Yeterli uyku, sigara içmeme, stresi kontrol altına alma, orta düzeyde alkollü içecek tüketme, emniyet kemeri kullanma, hijyen kurallarına uyma ve sağlığı korumak için düzenli olarak tıbbi kontroller yaptırmak bunlardan birkaçıdır.

 

Beslenme terimini hep duyarsınız. Besin ve formda kalma ilişkisi, duyumlarınızın temelini oluşturur. Beslenme yiyeceklerin vücudu nasıl beslediğine bağlıdır. İyi beslenme de aşırıya kaçmadan vücudun gereksinimine yetecek kadar besin alınmasıdır.

 

Bugünkü beslenme bilgileri yıllar süren bilimsel araştırmalar sonucu elde edilmiştir. Sağlık ve besinlerle ilgili araştırmaların uzun bir tarihi geçmişi vardır, hatta bununla ilgili eski Yunanların da kayıtları bulunmaktadır. Fakat beslenme ile ilgili gizemler 19. yüzyıla kadar açıklığa kavuşturulamamıştır. Bundan sonra bilim adamları beslenme ile ilgili pek çok soruyu cevaplayabilmişlerdir. Çalışmalar devam etmekte ve bilim adamları beslenme, besinler ve onların sağlıkla ilgileri hakkında önemli soruları araştırmaktadırlar.

Günümüzde beslenme önerileri somut bilimsel bulgulara dayanmaktadır. Eskilerden farklı olarak, sağlık için yiyecek seçiminde geçerli güçlü temellere sahibiz, kişisel sağlığınız için beslenme ilkelerini uygulama ve öneriler alma, size bağlıdır