2008 Nisan AskHasreti.com-Aşk Şiirleri,Şiirler

Nisan, 2008 için Arşiv

30
Nis

ESKİŞEHİR

   Yazan: admin   Kategori Yararlı Bilgiler

İç Anadolu Bölgesi’nde bir il merkezi olan Eskişehir’in, doğu ve güneydoğusunda Ankara, güneyinde Konya ve Afyonkarahisar, batısında Kütahya ve Bilecik, kuzeyinde Bilecik, Bolu ve yine Ankara illeri bulunmaktadır. Sakarya Nehrinin yukarı kesiminde yer alan Eskişehir’in doğu ve kuzeyindeki doğal sınırını Sakarya Nehri oluşturmaktadır. Eskişehir, Sakarya ve Porsuk Nehirlerinin suladıkları geniş düzlüklerle bunları çevreleyen dağlardan oluşur. Porsuk Ovası; kuzeyden Bozdağ ve Sündiken Dağları, güneyden Sivrihisar Dağları ve Türkmen Dağı’nın doğu uzantılarıyla çevrilir. Ova, Kütahya il sınırından Eskişehir il merkezine kadar oldukça eğimli, dar bir vadi şeklindedir. Porsuk Çukurluğu olarak adlandırılan bu bölüm, il merkezine yaklaştıkça genişlemeye başlar. Ovanın, Muttalip ve Sultandere köyleri arasında yaklaşık 13 km. ye ulaşan genişliği, doğuda Çavlum Köyü yakınlarında daralır ve l km.ye kadar iner. Ovanın genişliği, bu yöredeki Sepetçi ve Fevziye Köyleri arasında 21 km. ye ulaşır. Daha sonra yeniden daralmaya başlar. Ova, özellikle Refahiye Köyü’nden sonra dar bir vadiye dönüşür. Porsuk Ovası’nın batı uzantısı, Sarısu Ovası olarak adlandırılan bir ovada noktalanır. Sarısu Çayı’nın her iki yanında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Sarısu Ovası, kuzeyde Bozdağ, güneyde Küçük Türkmen Dağı ile çevrilidir. İnönü’nün kuzeyinden başlayan ova, doğu yönüne akışlıdır ve fazla eğimli değildir. Sarısu Ovası’nın en geniş yeri İnönü ile İstasyon arasındadır. Burada yaklaşık 4 km. genişliğe ulaşır. Doğuya gidildikçe yavaş yavaş daralır. Sarısu Ovası, Okubalı yöresinde bir boğazı aştıktan sonra yeniden genişler. Ova, Eskişehir il merkezi yakınlarındaki Karagözler Köyü’nün batısında Porsuk Ovası ile birleşir. İlin güneybatısında yer alan Yukarı Sakarya Ovası, Porsuk Ovası’ndan sonra Eskişehir’in en geniş düzlüğüdür. Yukarı Sakarya Ovası; kuzeyden Sivrihisar Dağları ve Türkmen Dağı’nın kuzey uzantıları, batıdan Türkmen Dağı’nın doğu uzantıları, güneyden ise Emirdağ ile çevrilidir. Bu ovanın başlangıçta 14 km. olan genişliği, Sivrihisar’ın kuzeyinde 4 km. ye düşer. Ovadaki en belirgin yükseltisi, Mahmudiye İlçesi’nin batısındaki Kırgız Dağı’dır (1.301 m.). Yukarı Sakarya Ovası’nın en geniş yeri Aksaklı ve Yukarı Kepen Köyleri arasındadır.

Eskişehir il alanı daha çok platolar ve dağlarla kaplıdır. İldeki yaylalık alanlar Türkmen Dağı’nın doğu uzantıları ile Bozdağ, Sündiken Dağları üzerinde bulunmaktadır. Porsuk ve Sakarya Havzalarını birbirinden ayıran Sivrihisar Dağları üzerinde de yaylalar vardır.

Sakarya ve Porsuk havzaları ile bu havzaları çevreleyen dağlardan oluşur. Bu nedenle, il toprakları ana vadiler ve bu vadilerle birleşen çok sayıda küçük vadilerce parçalanmış durumdadır. Havzanın sularını toplayan Sakarya Irmağı’nın aktığı vadi, Sakarya Vadisi adını alır. Bu vadi, Sakarya Irmağı’nın ilk kaynak alanlarında, yani Türkmen Dağı kütlesinin doğu uzantıları üzerinde dar ve derindir. Seyitgazi yöresinden sonra, vadi tabanı genişler ve doğuda Ankara il sınırına kadar uzanır. Bu bölümde, vadinin geniş tabanı üzerinde Yukarı Sakarya Ovası yer alır. Sakaya Vadisi, Ankara il sının yakınından kuzeye dön er ve Porsuk Çayı ile birleşir. Vadinin bu kesimine Orta Sakarya Vadisi denir.

Eskişehir’in en önemli akarsuları Sakarya Nehri ve onun kollarından olan Porsuk Çayı’dır. Çifteler İlçesi sınırlarında Sakaryabaşı denilen yerden çıkan Sakarya Nehri Bardakçı Suyu ile, sonra Seydisu ve Sarısu ile birleşerek güneydoğuya doğru akar. Çakmak Köyü yakınında Ankara - Eskişehir arasında il sınırını oluşturarak kuzeye yönelir daha sonra da Porsuk Çayı ile birleşir ve kuzeye doğru akar. Sarıyer Barajı’ndan sonra akışı batıya döner. Porsuk Çayı Murat Dağı’ndan ve Kütahya’dan gelen iki ayrı koldan oluşmuştur. Bu çay ilin kuzeyinde Porsuk Çayı ismini alır. Kunduzlar, Kargın Deresi, Ilıcasu, Mollaoğlu Deresi, Sarısu, Keskin-Muttalip dereleriyle birleşir, Pürtek Çayı’nı da içine alarak Sakarya Nehri’ne ulaşır. Bu akarsular üzerinde Porsuk Barajı, Sarıyar Barajı, Musaözü Barajı, Gökçekaya Barajı, Dodurga Barajı bulunmaktadır. İlin yüzölçümü 13.652 km2 olup, toplam nüfusu 706.009’dur.

Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri arasında bir geçiÅŸ noktasında bulunan EskiÅŸehir ilinde Ege ve İç Anadolu’ya özgü iklim özellikleri görülse de, sert bir kara iklimi hakimdir. Kışlar sert ve süreklidir. Yaz ayları ise gündüzleri sıcak, geceleri serindir. EskiÅŸehir İli’nde hakim olan kara iklimine karşın, Sarıcakaya Vadisi’nde Akdeniz İklimi özelliklerini gösteren “mikroklima” hakimdir.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, sanayii ve madenciliğe dayalıdır. Türkiye’nin önde gelen gelişmiş illerinden biri olan Eskişehir’in zengin bir tarımsal potansiyeli vardır. Büyük ölçüde makineleşmiş olan tarımda modern yöntemler kullanılmaktadır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, şeker pancarı, patates, yulaf, soğan, ay çiçeği ve nohuttur. Ayrıca Orta Sakarya Vadisinde susam ve pamuk yetiştirilmektedir. Sarıcakaya ve Mihaliçcik ilçelerinde sebzecilik ve meyvecilik ileri düzeydedir. Hayvancılık 1950’den sonra önem kazanmıştır. Başta İstanbul olmak üzere tüketim merkezlerine canlı hayvan, et ve süt ürünleri, yumurta, deri, bal ihraç etmektedir. Büyük baş hayvanlardan sığır, küçükbaş hayvanlardan koyun ve tiftik keçisi yetiştirilir.

Maden kaynakları bakımından oldukça zengindir. Lületaşı, asbest, magnezit, bor ve perlit işletilmektedir.

1950’lerden sonra sanayi oldukça gelişmiştir. İlde büyük devlet işletmelerinin yanı sıra yerel sermaye yatırımları ile gerçekleşmiş çok sayıda özel kuruluş bulunmaktadır. Bunlar gıda, makine-imalat ve taş ile toprağa dayalı sanayilerdir. Sanayi kuruluşlarının hepsi Eskişehir’de toplanmıştır.

Eskişehir yöresinde yapılan kazılar, Kalkolitik Çağa kadar inen bir yerleşimi göstermektedir. İl sınırları içerisinde Demircihöyük başta olmak üzere höyükler, Pesinius (Ballıkaya), Naceloea (Seyirgazi), Midas (Yazılıkaya), Iustinianopolis (Sivrikaya),Eodoxias (Gümüşkaya), Dorylaion (Şarhöyük) gibi antik kentler bulunmaktadır.

Yörede İ.Ö. 3000-2000 arasındaki İlk Tunç Çağı ile İ.Ö. 2000-1500 dönemindeki Orta Tunç Çağından kalan yerleşim alanları bulunmaktadır. Bu dönemde, Asur tüccarlarının, yöre sınırlarına dek etkin oldukları bilinmektedir. Burada yapılan kazılarda, Hitit İmparatorluğu dönemini de kapsayan Son Tunç Çağına ait (İÖ 1460-1200), az sayıda da olsa Hitit yerleşim merkezinin varlığı saptanmıştır. Yazılıkaya’da yapılan kazılarda tespit edilen höyüklerin büyük bir kısmında Hitit Çağına ait kültür belgeleri bulunmuştur. M.Ö. 1200 yıllarında, Anadolu’daki Hitit egemenliğine son vererek, geniş bir alana yayılan Frigler, Eskişehir Ovası, Sakarya Nehri kolları ile Ankara’nın doğu ve batı bölümlerini kapsayan, güçlü bir krallık kurmuşlardır. Merkezi, Polatlı yakınındaki Gordion olan bu krallığın, güçlü bir siyasi yapısı olduğu görülmektedir. Bu tarihlerde kurulan Pessinius (Ballıhisar), Midaeum (Karahöyük), Dorylaiun (Eskişehir-Şarhöyük), Yazılıkaya (Midas) şehri gibi Frig şehirleri de Eskişehir’in il sınırları içindedir. Frigya tarihinin en bilinen kralları, Gordion ve Midas’tır. Kral Midas, Frigya İmparatorluğu’nu kurmuş ancak bu imparatorluk kısa ömürlü olmuştur. (M.Ö. 725-675) Asurlularla Urartular arasındaki toprak kavgaları Frigler’in bölgede kesin denetim kurmalarını sağlamış ancak, İÖ VIII.yüzyılda güçlenen Lydia’nın baskısı ve ardı kesilmeyen Asur akınları sonucunda güçsüzleşen Frigya egemenliği VII.yüzyılda Kimmerler tarafından yıkılmıştır. Eskişehir yöresi, İÖ 676-546 arasında Lydia yönetimi altında kaldı. Büyük İskender bölgeden geçerek Gordion Krallığını yıkmıştır. Büyük İskender’in ölümünden sonra Gordion şehri yine büyük savaşlara sahne olmuştur. Bunun nedeni, şehrin konumuyla ilintilidir. Anadolu’yu kontrolleri altında tutmak isteyen pek çok komutan, ordularıyla birlikte Gordion şehrini istila etmeye çalışmıştır. Galatlar, ardından da M.Ö. 189 yılının sonlarında Romalılar bu bölgeyi ele geçirmiştir. Özellikle Romalılar, Gordion şehrini yeniden restore ederek, eski parlak günlerine dönmesini sağlamıştır. Uzun bir süre basit bir köy olarak ayakta kalmayı başaran Gordion, sonunda muhteşem bir şehir haline gelmiştir.

Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Iustinianus’un yazlık sarayından söz edilmiştir. XIX.yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıkları gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir’in 3 km. kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı’nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burada 1989 yılında itibaren Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Prof, Dr. A. Muhibbe Darga başkanlığında bir ekip tarafından arkeolojik kazılar yapılmıştır. Burada İlk Tunç Çağı’na inen bir yerleşmenin olduğu saptanmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Eskişehir’i almışlar, doğudan gelen Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel Kommenos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda kalmıştır. Alparslan ve I. Kılıçarslan zamanında Eskişehir, Haçlı Orduları’nın geçiş yeri olmuştur. Dorylaion - Şarhöyük, Bizans’ın Selçuklulara karşı korunmasında büyük rol oynamış ancak 1176’da Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’nın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u mağlup etmesinden sonra, Selçukluların egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyük’ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W. M. Ramsay’in bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion’un kalıntılarına Eskişehir ismi verilmiş ve bu isim günümüze kadar gelmiştir.

Selçuklular 1289’da bölgeyi Osman Gazi’ye vermişlerdir. Orhan Gazi döneminde ise bir süre Karamanoğullarının eline geçen Eskişehir, Sultan I.Murat tarafından yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştır. XVII.yüzyılda yörede Celalî İsyanları olmuş ve bastırılmıştır. XIX.yüzyılda Hüdavendigâr (Bursa) vilayetinin Kütahya sancağına bağlı bir kaza merkezi olan Eskişehir’e, Kafkasya, Kırım, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler yerleştirilmiştir.

I.Dünya Savaşı sonrasında buradaki demiryolu hattını denetlemek isteyen İngilizler Ocak 1919’da Eskişehir’i işgal etmişlerdir. Ancak Kuvayı Milliye’nin baskısı ile Mart 1920’de bu işgale son vermişlerdir.

Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında, uzun süre gündemde kalan bir şehir olmuştur. İstanbul’u Anadolu’yu bağlayan demiryolu üzerindeki stratejik konumu, iç çalışmalardaki rolü, Anadolu’yu istila etmiş olan Yunan Ordusu’nun Orta Anadolu’ya geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla önem kazanmıştır. Bundan sonra Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve bir süre Yunan ordularının karargâhı olmuştur (1921). 1921 yılında Eskişehir’e 40 km. uzaklıktaki İnönü’de, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları yapılmıştır. Stratejik konumu bakımından önem taşıyan Eskişehir’in, Yunanlılar tarafından elde tutulması son derece önemliydi. Bu yüzden Kurtuluş Savaşı’nın en önemlilerinden olan, Birinci İnönü, İkinci İnönü ve Kütahya-Eskişehir Savaşları, Eskişehir ’de gerçekleşmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın sonlarında Büyük Taarruzla birlikte 2 Eylül 1922’de bu işgale son verilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925’te il merkezi olmuştur.

Eskişehir’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Çifteler Yazılı Kayalar (Midas), Seyitgazi Kalesi, Sivrihisar Kalesi, Sivrihisar Ulu Camisi (1275), Sivrihisar Hoş Kadem Camisi (XIII.yüzyıl), Alaeddin Camisi (1220), Kurşunlu Camisi ve Külliyesi (1525), Setit Battal Gazi Külliyesi (XIII.yüzyıl), Sivrihisar Ulu Camisi (1275), Sivrihisar Hazinedar Mescidi (XIII.yüzyıl), Sivrihisar Kılıç Mescit Camisi, Sivrihisar Mülk Köyü Türbeli Mescidi (XII.yüzyıl), Sivrihisar Gecek Ulu Camisi (1175), Sivrihisar Hamam Karahisar Camisi (XIII.yüzyıl), Mihalıçcık Yunus Emre Anıtı, Şeyh Edebali Türbesi (XIII.yüzyıl), Yunus Emre Türbesi, Seyit Gazi Eyvan Türbesi (XIII.yüzyıl), Üryan Baba Türbesi, Sucaeddin Veli Baba Horasani İlyas Türbesi (XVI.yüzyıl), Himmet dede Kümbeti (1229), Alemşah Kümbeti (1327-1328), Hoca Yunus Kümbeti, Seyit Gazi Selçuklu Hamamı (XIII.yüzyıl), Sivrihisar Seyitler hamamı (1490), Sivrihisar Hamamkarahisar Hamamı (1175), Seyit Gazi Bardakçı Köyü Hamamı (XV.-XVI.yüzyıl), Seyit Gazi Kervansarayı, Sivrihisar Gecek Köyü Çeşmesi, Sivil mimari örneklerinden Yeşil Efendi evi bulunmaktadır. Ayrıca Erler, Kıymet, Şengülcük, Yenice Kaplıcaları; Aslanlı Mabet, Doğanlı Kale, Gerdek kale Mağaraları; Seyit Gazi yakınında Büyük yayla, Çifteler İhsaniye Köyü yakınında Sakaryabaşı, Alpi bucağı yakınında Taycılar mesireleri bulunmaktadır.

30
Nis

aşkın cırasını yak

   Yazan: admin   Kategori ÅŸiir

aÅŸk ÅŸiiri,aÅŸk ÅŸiirleri

Ne hüzünler kurtarır seni
ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
ve ne de acının ses duvarındaki
yorgun ve bıkkın bekleyişler

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

Yak sevdanın çırasını türkülerle
barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata
hüznün isyana dönsün artık
bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya

29
Nis

Daglar nasıl oluştu

   Yazan: admin   Kategori Yararlı Bilgiler

Genel olarak ifade edersek, Türkiye�deki daÄŸlar iki farklı süreçle oluÅŸmuÅŸtur. 1) Kuzey Anadolu DaÄŸları ve Toros DaÄŸları gibi sıradaÄŸlarımız; Tetis / Paratetis Denizinin, Afrika plakasının Avrasya plakasına hareketiyle sıkıştırılması sonucunda denizin tabanında var olan binlerce metre kalınlığındaki çökel tabakalarının yükselerek daÄŸ haline dönüşmesiyle oluÅŸmuÅŸtur. Bu daÄŸ oluÅŸumu sırasında, Tetis’in -600 m ve daha derindeki kireç ağırlıklı çökelleri kireçtaÅŸları haline dönüşürken, ÅŸelf bölümü ve kıta yamacındaki çökeller ise kumtaşı/kireçtaşı/konglomera tabakalarının ardalanmasından oluÅŸan flis kayaçlarına dönüşmüştür. Tetis denizinin tabanında, deniz altı volkanizmasıyla oluÅŸan volkanik kayaçlar ise bu sıradaÄŸların içinde/arasında yer alan ofiyolit adi verilen yeÅŸil kayaçlara dönüşmüştür (Bu daÄŸlar, Tetis’in yavaÅŸ yavaÅŸ karalaÅŸtığı 130 Milyon-24 milyon arasında oluÅŸmuÅŸtur).

2) Tetis karalaÅŸtıktan sonra, kara volkanizmasıyla oluÅŸan tek daÄŸlar; Miyosen (24 milyon-5.5 milyon yılları arasındaki dönem), Pliyosen (5.5 milyon-1.8 milyon arasındaki dönem) ve Kuvaterner’de (1.8 milyon - günümüz arasındaki dönem) jeolojik dönemlerinde magmanın kırıklar boyunca yeryüzüne çıkarak üst üste birikmesiyle oluÅŸmuÅŸtur.Bunlar; DoÄŸu ve GD Anadolu�daki daÄŸlar (AÄŸrı, Süphan, Nemrut, Cilo, KaracadaÄŸ vb) ve iç Anadolu�daki daÄŸlar (Erciyes, Hasan Dağı, Melendiz DaÄŸları vb) ve Ege�deki bazı tek daÄŸlar (Asi Tepe YaÄŸcı DaÄŸ, Yamanlar Dağı vb) bu gruba girerler.

3) Türkiye�nin eski masiflerini oluşturan en eski dağlar; Bunlar, yaşını bilemediğimiz çok eski denizlerde oluşan çökellerin çok eski jeolojik dönemlerdeki plaka hareketleriyle kapanarak yükselerek dağ haline dönüşmesiyle oluşmuşlardır. Oluşmalarından sonra meydana gelen yani dağ oluşumu hareketleri sırasında yeniden tektonizma geçirdikleri için ultra-metamorfik kayaçlara dönüşmüşlerdir. Bunlar; İstiranca dağları (Istiranca Masifi), Kazdağı (Kazdağı Masifi), Uludağ (Uludağ Masifi), Boz Dağlar/Aydın Dağları (Menderes Masifi) vb gibi.

29
Nis

Fotosentez nasıl olur

   Yazan: admin   Kategori Yararlı Bilgiler

Bütün bu apaçık gerçeklere rağmen yine de evrim teorisini savunmaya devam edenler için, sorular sorarak bu sistemin tesadüfen oluşamayacağını bir kere daha görelim. Boyutu mikroskobik ölçülerle tanımlanan bir alanda kurulmuş bu örneksiz mekanizmayı tasarlayan kimdir? Öncelikle böyle bir sistemi bitki hücrelerinin planladığını yani bitkilerin düşünerek planlar yaptığını varsayabilir miyiz? Elbette ki böyle bir şeyi varsayamayız. Çünkü, bitki hücrelerinin tasarlaması, akletmesi gibi bir şey söz konusu değildir. Hücrenin içine baktığımızda gördüğümüz kusursuz sistemi yapan hücrenin kendisi değildir. Peki öyleyse bu sistem düşünebilen yegane varlık olan insan aklının bir ürünü müdür? Hayır değildir. Milimetrenin binde biri büyüklüğünde bir yere yeryüzündeki en inanılmaz fabrikayı kuranlar insanlar da değildir. Hatta insanlar bu mikroskobik fabrikanın içinde olan bitenleri gözlemleyememektedirler bile.

Bu gibi soruların cevaplarının niçin “hayır” olduÄŸu, evrimcilerin iddialarıyla birlikte incelendiÄŸinde, bitkilerin nasıl ortaya çıktığı konusu daha iyi açıklığa kavuÅŸacaktır. Evrim teorisi bütün canlıların aÅŸama aÅŸama geliÅŸtiÄŸini, basitten komplekse doÄŸru bir geliÅŸim olduÄŸunu iddia eder. Fotosentez sistemindeki mevcut parçaları belli bir sayıyla sınırlayabildiÄŸimizi varsayarak bu iddianın doÄŸru olup olmadığını düşünelim. ÖrneÄŸin fotosentez iÅŸleminin gerçekleÅŸmesi için gerekli olan parçaların sayısının 100 olduÄŸunu varsayalım (gerçekte bu sayı çok daha fazladır). Varsayımlara devam ederek, bu 100 parçanın bir iki tanesinin evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfen, kendi kendine oluÅŸtuÄŸunu varsayalım. Bu durumda geriye kalan parçaların oluÅŸması için milyarlarca yıl beklenmesi gerekecektir. OluÅŸan parçalar bir arada bulunsalar bile diÄŸerleri olmadığı için bir iÅŸe yaramayacaklardır. Tek biri olmadığında diÄŸerleri iÅŸlevsiz olan bu sistemin diÄŸer parçaların oluÅŸumunu beklemeleri imkansızdır.

Dolayısıyla canlılara ait tüm sistemler gibi, karmaşık bir sistem olan fotosentez de evrimin öne sürdüğü gibi, zaman içinde, tesadüflerle, yavaş yavaş oluşan parçaların art arda eklenmesiyle meydana gelmesi akıl ve mantıkla bağdaşan bir iddia değildir. Bu iddianın çaresizliğini fotosentez işleminde gerçekleşen bazı aşamaları kısaca hatırlayarak görebiliriz. Öncelikle fotosentez işleminin gerçekleşebilmesi için mevcut bütün enzimlerin ve sistemlerin aynı anda bitki hücresinde bulunması gereklidir. Her işlemin süresi ve enzimlerin miktarı tek bir seferde en doğru biçimde ayarlanmalıdır. Çünkü gerçekleştirilen reaksiyonlarda oluşabilecek en ufak bir aksaklık, örneğin işlem süresi, reaksiyona giren ısı veya hammadde miktarında küçük bir değişiklik olması, reaksiyon sonucunda ortaya çıkacak ürünleri bozacak ve yararsız hale getirecektir. Bu sayılanların herhangi bir tanesinin olmaması durumunda da sistem tamamen işlevsiz olacaktır.

Bu durumda akla bu işlevsiz parçaların, sistemin tümü oluşana kadar nasıl olup da varlıklarını sürdürdükleri sorusu gelecektir. Ayrıca boyut küçüldükçe, o yapıdaki sistemin üzerindeki aklın ve mühendisliğin kalitesinin arttığı da bilinen bir gerçektir. Bir mekanizmadaki boyutun küçülmesi bize o yapı üzerinde kullanılan teknolojinin gücünü gösterir. Günümüz kameralarıyla seneler önce kullanılan kameralar arasında bir karşılaştırma yapıldığında bu gerçek daha net görülecektir. Bu gerçek, yapraklardaki kusursuz yapının önemini daha da arttırmaktadır. İnsanların büyük fabrikalarda dahi yapamadıkları fotosentez işlemini bitkiler nasıl olup da bu mikroskobik fabrikalarında gerçekleştirmektedirler?

İşte bu ve benzeri sorular evrimcilerin hiçbir tutarlı açıklama getiremedikleri sorulardır. Buna karşın, çeÅŸitli hayali senaryolar üretirler. Üretilen bu senaryolarda baÅŸvurulan ortak taktik, konunun demagojiler ve kafa karıştırıcı teknik terim ve anlatımlarla boÄŸulmasıdır. OlabildiÄŸince karışık terimler kullanarak bütün canlılarda çok açık görülen bir gerçeÄŸi, “Yaratılış GerçeÄŸi”ni örtbas etmeye çalışırlar. Neden ve nasıl gibi sorulara cevap vermek yerine, konu hakkında ayrıntılı bilgiler ve teknik kavramlar sıralayıp sonuna bunun evrimin bir sonucu olduÄŸunu eklerler.


“Görmüyorlar mı; Biz suyu çorak topraga sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?” 
(Secde Suresi, 27)


Bununla birlikte en koyu evrim taraftarları bile, çoÄŸu zaman bitkilerdeki mucizevi sistemler karşısında hayretlerini gizleyememektedirler. Buna örnek olarak Türkiye’nin evrimci profesörlerinden Ali Demirsoy’u verebiliriz. Prof. Demirsoy, fotosentezdeki mucizevi iÅŸlemleri vurgulayarak, bu kompleks sistemin karşısında şöyle bir itirafta bulunmaktadır:

Fotosentez oldukça karmaşık bir olaydır ve bir hücrenin içerisindeki organelde ortaya çıkması olanaksız görülmektedir. Çünkü tüm kademelerin birden oluşması olanaksız, tek tek oluşması da anlamsızdır.1

Fotosentez işlemindeki bu kusursuz mekanizmalar şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün bitki hücrelerinde vardır. En sıradan gördüğünüz bir yabani ot bile bu işlemi gerçekleştirebilmektedir. Reaksiyona her zaman aynı oranda madde girer ve çıkan ürünler de hep aynıdır.

Reaksiyon sıralaması ve hızı da aynıdır. Bu istisnasız bütün fotosentez yapan bitkiler için geçerlidir. Bitkiye akletme, karar verme gibi vasıflar vermeye çalışmak elbette ki mantıksızdır. Bunun yanı sıra bütün yeÅŸil bitkilerde var olan ve kusursuz bir ÅŸekilde iÅŸleyen bu sisteme “tesadüfler zinciri ile oluÅŸtu” ÅŸeklinde bir açıklama getirmek de her türlü mantıktan uzak bir çabadır.

İşte bu noktada karşımıza apaçık bir gerçek çıkar. Olağanüstü kompleks bir işlem olan fotosentez bilinçli olarak tasarlanmıştır, yani Allah tarafından yaratılmıştır. Bu mekanizmalar bitkiler ilk ortaya çıktıkları andan itibaren vardır. Bu kadar küçük bir alana yerleştirilmiş olan bu kusursuz sistemler bize kendilerini tasarlayanın gücünü gösterirler.

29
Nis

MSn nickleri

   Yazan: admin   Kategori Güzel Sözler

HaSTa msn nickleri , hasta nickler, msn nickleri , yeni msn nickleri
HéRKés Kéndini AR†iS† saniOr.Ama ßiLmiOrLArqi Yöné†mén ßénim.isDéDiqimé RoL wéRiRim isDéDiqimé YoL.!..

ßumuyDu Hayat Déd!q|éry Hayat a$|ınDa q0sq0camaN ß!r rüya Uyan Art|q ß!tt! Rüya

éLé$tiRmé ßéN!.. ßéYéndiYSén takD!R éD….! h0$una qiTmi0r muyum kaFana taq:Ma siKdiR éDD..!

‘ séninLé i$im ßitmédi ßitméz, a$k qün yüzü qörmédi qörméz sana söyLemeye deqmedi deqmez séni ßénim qibi kimsé séwmédi séwméz

né éL!mdn †u††Lr né yüzüMé qüLdüLér ß! qün 0Lsn öLmüné séwdiLr ßén séwd!m ßa$kasna wérd!Lr ßana ßu dünyda mu†LuLq Haramm$ méqéR

iStediğimi verin tøzLu rAfLarImdA ge¢mi$im yAnar ßenim gözLerim daLar derin ßenim hisLerim ßöyLedir yerLi yersiz söyLenir sözLerin ßana ßi simgedir i¢imde mimLenir

GençLigimizi yakanLara , Sevdiqimizi eLimizden aLanLara , Kolumuza jilet attıranLara , Kadehi eLimize tutuÅŸturanLara,her Kuytu köşede esrarı cektirip üçlüyü tersten yaktıranLara isYanım aLLah’a degiL Tüm aLLah’sızLara..! Günahkar SokakLarın tövbekar DelikanLısı

İnanıyorsan savunduklarına, arkasında duracaksın..gerek yok cellada cıkarıldığında darağacına, tabureye sen vuracaksın !

ßëDëñîM |{å®åñ£ı|{£å®Då ø£åñ §ëñ§îZ£îğë ®µ]¬[µM §åñå åî±
HaSTa msn nickleri , hasta nickler, msn nickleri , yeni msn nickleri
NØk†ayı kØyduğum æN N£ S£nd£n ßir £S£r N£d£ ߣnd£n ßir iz kæLæjæk . . ..

Aklımı kaybetmekten değil, bulmaktan korkuyorum..

Sanma ßiLékLér!mdék! jiLét kéSigi 10Lar aŞkImIzIn bédéLi 10Lar zaLim!n diŞ !zLer!

Sêvdâ êktîm îhâñêtî ßî¢îÿørûm , ¢øk Sêvmî$tîm î$tê ßûñâ ÿâñîÿørûm , vâzgê¢îLmêz Sâñdîñ Sêñ kêñdîñî Sâñâ ñøktâ køÿûÿørûm ..

ÇıKaR YoL hAnGiSi?SeVmEk Mi SeViLmEk Mi,SaRhOşLuK mU İçKi Mi,AnLaMaDıM GiTTİ..ÇıKaR YoL HaNgİsİ ?SeN mİ SeNsİzLiK mİ,YaŞaMaK mI öLmEk Mi???

Emek VeR, KuLAK VeR, BiLGİ VeR, BoRÇ VeR; AmA BoS VeRME! İYİYİ ArA, GÜzELİ ArA, DOĞRUYU ArA; AmA KuSUR ArAmA!

Hî¢ VaraMaDIM FarkIña, Dû$ûñMëDîM kî ¥arIñI UZagI ta$I¥aMaDIM, $îMDî ¢ëkî¥øruM îstë kahrIñIYëñî acILar ta$I¥øruM, DûñDë kaLañ gôZ ¥a$LarIñI.MutLuLugu satI¥øruM ZararIña, kaLDIr ûstûMDëñ Par¢aLa¥añ ø ßakI$LarIñi

CeSarE†imiN ßi††iĞi yErdE £SaRe†iM ßa$Lar

HaSTa msn nickleri , hasta nickler, msn nickleri , yeni msn nickleri