hikaye
->
Ayakkabıcılar Çarşısı
Yürüyemiyorum artık. Ayaklarım bir adım daha atmama kararı almışçasına benim zorumla ilerliyor sanki. E, bütün gece hiç dinlenmeden Akhisar’ın bir ucundan bir ucuna yürümek kolay deÄŸil. En sonunda Mahmut’a oturmayı öneriyorum. Akhisar’da ‘Ayakkabıcılar Çarşısı’ diye anılan dar sokaklarla dolu ayakkabıcı dükkanları sıklığındaki karanlık yerlere giriyoruz ve ilk ve tek gördüğümüz epey ışıklı bir dükkânın karşısındaki ayakkabıcı dükkânının önündeki kirli kaldırıma aynı çocukluÄŸumuzdaki gibi hiç aldırmadan çörekleniyoruz.
Kalçamı koyar koymaz bir rahatlamadır alıyor beni. Sanki yıllarca zorunlu bir ÅŸekilde Akhisar’ın deÄŸil de dünyanın bir ucunu buralara kadar tepmiÅŸiz gibi abartılı bir deyim takınıyorum kendi kendime. Bunu duyan Mahmut, önce bir gülüyor, sonra da gömlek cebinden çıkardığı sigarasını çıkarıp dudakları arasına götürüyor. O kadar narin tutuyor ki sigarayı, ‘bir kadın içiÅŸi’ demeye varan dili o sert ve kırıcı keskin bakışlar durduruyor. Sigarasını içerken bakışları biraz daha sertleÅŸiyor.
Mahmut, bana karşımızdaki aydınlık dükkânın camekânlarından seçebildiÄŸi sivri burunlu ayakkabıları gösterirken, yaÅŸlı, kambur duruÅŸlu, ak saçlı, zayıf, tıknaz bir adam sırtında siyah bir torba, elinde ufak bir tabure ve taburenin içinede beyaz poÅŸetlerle aydınlık dükkânın bitiÅŸiÄŸindeki dar sokaktan dönerek gelip, aydınlık dükkânın önüne taburesini koyarak, yüzü dükkana bakacak ÅŸekilde, dizleri kaldırım hizasında oturuyor. Altına koyduÄŸu taburesinin üzerine siyah torbasının içinden çıkardığı kenarlarından parça parça olmuÅŸ beyaz bir köpük koyuyor. Åžu yeni alınan beyaz eÅŸyaların korunması için içine konulan yumuÅŸak köpüklerden. Tabureyi koyarken eline aldığı beyaz poÅŸeti dizleri hizasındaki kaldırımın üzerine koyuyor. Siyah torbasını da sol ayağının üzerine yaslıyor. Mahmut’un sesini duyuyorum. Duyuyorum ama çok uzaklardan, uÄŸultu ÅŸeklinde. Adamın üzerindeki ceplerinden iki yandan sarkmış gri bir yelek ve paçalarından dikiÅŸleri patlamış eski yamalı bir pantolon, içimde bir ÅŸeyleri kımıl ettiriyor.
Bana arkası dönük olan adamın omuz üzerinden, açmaya koyulduÄŸu torbaların içinden çıkaracağı ÅŸeylere merakla bakmaya çalışıyorum. Torbalar hışırdıyor ve bir yoÄŸurt kâsesi çıkıyor. Ardından ufak bir parça ekmek. Ve… o kadar. Sonra elini cebine atıyor ve içinde bir ÅŸey sarılı bir mendil çıkarıyor. Mendili açmaya koyuluyor adam. Onu izlerken Mahmut’un dürtüşlerine kulak asmıyorum. Her söylediÄŸine, anlamasam da ‘he!’ deyip geçiyorum.
Mendil açılıyor ve bir kaşık çıkıyor. Kaşığı güçsüz bir şekilde parmaklarındaki göze çarpan güçsüz bir yılgınlıkla siliyor. Biraz sonra arkasına gelen köpeğin bacaklarına sürtünmesi bir anda korkutuyor yaşlı adamı. Sonra güçsüz bir sırıtma alıyor suratı.
Kaşık, ürkek ürkek alıyor yoğurdu. Ellerin hükmüyle. Bitme korkusu mu, yoksa bir kibarlık anlayışı mı bu sezdiğim gecenin bir saatinde kimsesizlikle örülü bu sokaklarda?.. Bilinmez ama yiyişindeki ufak ürkeklik gözüme çarpmıyor değil. Ekmeği ufak ufak koparıyor. Kopardığı her parçanın ardından kırıntılar bir yağmur gibi serpeliyor beyaz poşetin üzerine. Kim bilir kaç günlük ekmek? Köpeğin dokunaklı bakışlarını görmüyor değil yaşlı adam. Küçük, naçizane yemeğini paylaşmak üzere bir parça koparıyor ve parçayı bandırıp usulca hayvanın önüne koyuyor.
Yaşlı adamın ağzından dökülen sözcükler tüylerimi diken diken ediyor.
“Açlık iyi deÄŸil, deÄŸ mi?”
Mahmut’un bir konferans kadar uzun süren sivri burun ayakkabı macerası bitmek bilmiyor. Onu ÅŸu anda takan kim?
Köpeğin yaptığı kalleşliğe aklım ermiyor. Adamın önüne koyduğu lokmayı önce bir kokluyor sonra da gözlerini ayırıyor ve beğenmemişçesine etrafına bakınıp duruyor. Adamın midesinin ufak bir köşesinde barınacak olan bir lokma, bir köpeğin kalleşliğiyle boşa gidiyor.
Ne ekmeği bitiriyor yaşlı adam ne de yoğurdu. Belli ki bu onun tek yemeği. Kalkıyor. Her şeyini ilk geldiği gibi düzenliyor ve dönüp bir köpeğe bakıp yollanıyor.
Önümüzden geçerken kaçamak bakışlarla suratına bakıyorum. Saçı sakalı birbirine karışmış zavallının. İçim cız ediyor. O anda ona bir iyi geceler dileğinde bulunmak istiyorum ama tüm sözcükler boğazımda düğümleniyor. Adam yürüyor, köşeyi dönüyor ve kayboluyor. Sonra bir fısıltı halinde dökülüyor sözcükler, Mahmut bile duymuyor

Tür :  Gerilim / Dram / Aksiyon