2008 Ocak 27 AskHasreti.com-Aşk Şiirleri,Şiirler,Hikayeleri

27 Ocak 2008 için Arşiv

27
Oca

Çok Özel Bir Hikaye

   Yazan: admin   Kategori AÅŸk Hikayeleri

Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekÅŸelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneÅŸ ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneÅŸ ışığına muhtaçtı.Mor menekÅŸeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneÅŸi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande…Küçük, ufacık aklı ile aslında menekÅŸelerin diÄŸer çiçeklerden farklı olduÄŸunu keÅŸfetmiÅŸti, iÅŸte belki de menekÅŸeler
bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta deÄŸerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uÄŸras vermeye baÅŸladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediÄŸi Hacer’in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek baÅŸladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile ÅŸaşırmış ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer’in yanına Hande’ yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
diye öğretmen Hande’nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande’ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de
bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer’in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, ” dedi.
Pazartesi Hande Hacer’in yanında oturmaya baÅŸladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuÅŸmuyorlardı. DiÄŸer kızlarda soÄŸumuÅŸtu Hande’den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir ÅŸeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemiÅŸti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin’di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer’i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin’in. Hande ile konuÅŸmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle daÄŸ köylerinden birinde gerçekleÅŸtirilecek bir panayıra katılmak için sözleÅŸtiler. Hande gene Esin’in somurtacağını bildiÄŸi için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer’e kızmaya baÅŸlamıştı arkadaÅŸları ile arasının bozulmasına sebep olmuÅŸtu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her ÅŸeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekÅŸeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer’in, kimsenin bilmediÄŸi güzelliklerini keÅŸfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande’ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
her yeri ısıtmıştı. MenekÅŸeler diyebildi sadece Hande…
- Bu soÄŸukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
“Annen hasta mı?” dedi.
“Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineÄŸimiz var onunla
geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande’nin gözleri dolmuÅŸtu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiÅŸ olmalıydı. Dışarıya koÅŸtu ve annesine sarıldı, aÄŸlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer’in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer’in hayatını, aÄŸlayarak.
“Bir ÅŸeyler yapalım anne” dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer’i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuÅŸtu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaÅŸ deÄŸil, iki kız kardeÅŸlerdi artık. Mor menekÅŸeler Hande’ye Hacer’i armaÄŸan etmiÅŸti. Hacer’e ise hem Hande’yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer ÅŸimdi bir doktor. Hande’den vicdanın ne kadar önemli olduÄŸunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte ÅŸifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan ÅŸeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var
adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.
HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR
SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR

27
Oca

BÖYLE SEVDİM İŞTE

   Yazan: admin   Kategori Güzel Sözler, ÅŸiir

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni
gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka
yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu
kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden
ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Åžimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya… Ben dört mevsim baharı yaÅŸadım
seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın
bir
ateÅŸ gibi. Ve maviydin… En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da… Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En
kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi
ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduÄŸunu anladım seninle…

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok
edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da… Her halin çekti beni. DuruÅŸunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluÄŸunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluÄŸunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni
ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu
zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün
yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim iÅŸte ötesi yok…