2007 Aralık 21 AskHasreti.com-Aşk Şiirleri,Şiirler,Hikayeleri

21 Aralık 2007 için Arşiv

21
Ara

AÅžK MEKTUPLARININ SIRRI

   Yazan: admin   Kategori Yararlı Bilgiler

Rasim, bir aksam okuldan döndügü vakit, kendi ismine gelmis bir zarf buldu. Içinde, çiçekli bir kagit üstüne, su satirlar yaziliydi:

“Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzaga seven bir genç kizim. Çok güzel oldugumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafinizdan sevilmek ve sizin esiniz olmaktir. Fakat yaslarimiz çok küçük oldugu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Simdilik kendimi size tanitmayacagim. Mektuplarinizi ….. adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassip bir beybabam vardir ki, çok az sokaga çikmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüsebiliriz. Kendimi simdiden sevgiliniz ve nisanliniz saydigim için sizinle görüsmeyi fena ve ayip bir sey saymiyorum. Evde yalnizliktan çok canim sikiliyor. Mektuplariniz benim için bir teselli olacaktir.”

On alti yasina gelmis her okul çocugu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir sey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüregine bir ates düstü. Tanimadigi bu kizi deli gibi sevmeye basladi.

O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasina çekilerek kendisini seven bu genç kiza uzun bir mektup yazdi. Mektubu posta kutusuna attigi zaman birdenbire on yas büyümüs gibi gurur duyuyordu. Isminin Bedia oldugunu söyleyen bu genç kiz, Rasim in mektuplarina düzenli olarak cevap veriyor, eger bir iki gün geciktirecek olursa kiyametleri kopariyordu.

“Sizi ne kadar sevdigini ve sizin mektuplarinizdan baska tesellisi olmadigini söyleyen bir zavalli kizin gözlerini yollarda birakmak dogru olur mu? Hem mektuplarinizi çok kisa yaziyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarinizi biraz okunakli yaziyla yazamaz misiniz?”

Genç okullu, aksamlari erkenden odasina kapaniyor, sevgilisine kendini begendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yaziyordu. Bedia ayni zamanda merakli bir kizdi. Bazen söyle sorular sordugu da oluyordu:

“Evlendigimiz zaman balayimizi geçirmek için acaba Italya ya mi gidelim, Isveç e mi? Bu iki memleket acaba nasildir? Halki nasil yasar ne is görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?” Yahut da “Sen Abdülhak Hamit Bey in EÅŸber ini okudun mu? Nerelerini en çok begendiysen yaz da ben de okuyayim…” Genç okullu, nisanlisina karsi küçük düsmemek için, cografya ve edebiyat kitaplari karistiriyor, onun istedigi bilgiyi toplamak için günlerce çirpiniyordu.

Bedia bir mektubunda ona söyle darildi: “Sizinle muhakkak görüsmeye karar vermistim. Dün okul dönüsünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kizin sevgilisi oldugunuzu hatirlamamis, çok fena giyinmistiniz. Üstünüz basiniz, ayakkabiniz çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaslarinizla mi bogustunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yaniniza gelemedim.”

Rasim fena halde utandi ve üzüldü. O günden sonra olaganüstü dikkat ve özenle giyinmeye basladi. Bedia bir kere de onun okuldan çikar çikmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolasmasindan sikayet etmisti. Acaba kendisi evde onun için aglarken, o, baska kizlarin pesinde mi geziyordu?

Rasim dünyada Bedia sindan baska hiçbir kizi sevemeyecegini yeminlerle yazdi ve sokakta dolasmaya, tesadüf ettigi kizlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim in annesi Nedime Hanim kocasi Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karsiladi, aglamakli bir tavirla: “Ah Bey, basimiza gelenleri sorma. Oglumuza Bedia isminde bir kiz musallat olmus. Bugün Rasim in odasini düzeltirken mektuplarini buldum.

Evladimiz elden gidiyor. Bir çare bul.” Ahmet Bey de hiçbir meraklanma isareti görünmüyor, tersine kis kis gülüyordu. Sesini alçaltarak: “Korkma Hanim,” dedi, “oglana ask mektuplarini yazan kiz benim! Oglandaki haylazlik arttikça artiyordu. Ne okuldaki ögretmenler, ne ben, bütün gayretimize ragmen, ona dogru dürüst yazmayi bile ögretemiyorduk. Nihayet düsüne düsüne bu çareyi buldum. Rasim in kiza yazdigi mektuplar sayesinde yeni yaziyi mutlaka ögreneceginden ve bu sene sinifi geçeceginden eminim. Dogrusunu istersen, ben de eski yaziyi bir zamanlar sana mektup yaza yaza ögrenmistim.”

Öğretmenin binbir yolu vardır ama öğrenmenin yolları sınırlı… Çok okumalı, çok düşünmeli, çok araÅŸtırmalı, bilgilerinizi paylaÅŸmalısınız… Bilgi üreten, bilgiyi ayağınıza getiren, size farklı bakış açıları kazandıranları da unutmamalı… Cesaretlendirmek, özendirmek için bir teÅŸekkürü çok görmemeli… AÅŸk mektuplarınızla tanışmadan aÅŸkı yaÅŸamanız dileklerimle…

21
Ara

Bırakıp da Gidene

   Yazan: admin   Kategori AÅŸk Hikayeleri

Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiÄŸimde. Hele hele benim aÅŸkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o, zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim aÄŸlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. PiÅŸmanlıktan kendime lanetler eder, sevgimi söylediÄŸim günü düşündükçe, kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aÅŸkla kucaklaÅŸtığı o uzun mısralarımı. Derdim ki; alın yazımdı, onbeÅŸimin çocuksu aÅŸkıydı. Nasıl da gülerdi canı istedi mi… En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir, ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi. Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan.

Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça… Åžubatın buz gibi kasvetli soÄŸuÄŸunda; onda ne bulduÄŸumu bugün bile bilemem. Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana. Çocukluk mu, yoksa gençliÄŸimin safça tutkusu muydu bu kölesiye baÄŸlanış, içten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış? Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi… Ondan hiçbir ÅŸey istememiÅŸtim.

Sadece sevgi… Evet, ÅŸimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla. Hava yine soÄŸuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreÄŸimde. Unuttum sanırdım, meÄŸer aldanmışım, aÄŸladım saatlerce. Bu onun “ölüm yıldönümü”dür. 17’sinde toprakla kucaklaÅŸan, o zalimin hikayesidir anlatılan. Bir melodidir kırık, umutsuz… Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boÅŸ, kafam yine dumanlı. Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboÅŸ kırlarda.

Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu. Benim kadar çaresizdi her köşe. Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına;

“Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin dileÄŸince nefret et, alay et duygularımla kızmam sana ama ne olur bir yalan olsun, acı bir ÅŸaka. Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun. Her ÅŸeyini özledim… Allah’ım son defa göreyim yeter bana”

Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar. Hıçkıra hıçkıra aÄŸladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm. Sonra, ona ait bir ÅŸeyler bulmak için aradım her köşeyi… Yalnızca buruÅŸturulmuÅŸ bir sayfa, rengi solmuÅŸ. Yazı, onun yazısı. Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiÅŸ her satırına…

Çok ÅŸaşırdım, mektup bana hitabendi. Korkakça, kaybolmasından korkarak, acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle… Hele hele o ilk satırı… Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça aÄŸlarım.

“İnsan sevdiÄŸini yerden yere vururmuÅŸ bir tanem, AFFET BENİ !!!…”

21
Ara

Ölümsüz Kırmızı Güller

   Yazan: admin   Kategori AÅŸk Hikayeleri

Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaÅŸtı da. Rose… Gül… Kocasının sevgili Rose’u… Her yıl Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduÄŸu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eÅŸini kaybettiÄŸi yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı.. Tıpkı geçmiÅŸte olduÄŸu gibi, küçük bir kartla birlikte.. Her yıl güllere iliÅŸtirdiÄŸi karta aynı cümleleri yazardı:

“Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum…”

Birden, bunların son gülleri olduÄŸunu düşündü.. Önceden ısmarlanmış olmalıydı.. ÖleceÄŸini nasıl bilebilirdi?.. Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden…

Gülleri özenle içeri taşıdı.. saplarını kesti, vazoya yerleştirdi.. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl.. Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi..

Sevgililer Günü’nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. ÅžaÅŸkınlık içinde doÄŸru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı… Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı?

“Biliyorum” dedi, çiçekçi.. ” EÅŸinizi geçen yıl kaybettiniz.. Telefon edeceÄŸinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemisti.. Hep öyle yapardı zaten, hiç ÅŸansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliÅŸtirmemi istediÄŸi kart…”

Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı. Parmakları titreyerek zarfı açtı..

” Merhaba gülüm” diye baÅŸlıyordu, kart.. ” Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaÅŸamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika bir eÅŸtin, sevgilim benim… Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. AÄŸlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaÅŸtığımız mutluluÄŸu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da seveceÄŸim. Ama yaÅŸamalısın. Devam etmelisin… Lütfen..

MutluluÄŸu yeniden yakalamaya çalış. Kolay deÄŸil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim….

Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..

“SENİ SEVİYORUM GÜLÜM…”

21
Ara

Deniz Fenerinin Aşkı

   Yazan: admin   Kategori AÅŸk Hikayeleri

Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda… Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneÅŸle ihtirasla seviÅŸmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliÄŸini… Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneÅŸin aÅŸkından daha büyüktür aÅŸkı okyanusa…

Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..

Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

İntikamını denizfenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. AÄŸlayamaz denizfeneri, aÄŸlamayı deliler gibi istesede, gözyaÅŸları yoktur, ulaÅŸmak istesede ulaÅŸamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır “bulutları kaçır buradan” diye, güneÅŸin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluÄŸunu ister hesapsızca… Çünkü tek mutluluÄŸu budur denizfenerinin. AÄŸlayamaz, gündüz ona ulaÅŸamaz, konuÅŸamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir denizfeneri vardır. Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan aÅŸkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden… Ve her gece hikayelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz gecelerde…

21
Ara

ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ

   Yazan: admin   Kategori AÅŸk Hikayeleri

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuÅŸtur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, “Sırf senin hatırın için ey su” diye…

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba “Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye baÅŸlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek, alışkın deÄŸildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya “Seni seviyorum” der. Su, “Ben de seni seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuÅŸ, çehresi sararmıştır çiçeÄŸin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeÄŸin, yardımcı olmak için sevdiÄŸine…

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben, gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye… Doktor gelir ve muayene eder çiçeÄŸi. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birÅŸey gelmez.”

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: “ÇiçeÄŸin bir hastalığı yok dostum… Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece “Seni seviyorum” demek yetmemektedir…