15 Aralık 2007 için Arşiv

15
Ara

Orhan GENCEBAY

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

orhan gencebayOrhan Gencebay’ın yaşamında iki doğum tarihi vardır… Birincisi 1944 yılının 4 Ağustos’unda sıcak bir öğle vakti ilk soluk. İkincisi ise müziği kanında, duygularında solukladığı an. Müzik yaşantısına altı yaşlarında babasının “eğlensin” diye aldığı mandolin ve kemanı çalarak başladı. Bunlar daha çok batı aletleriydi. Hocası viyolanistti, çok iyi öğrenim yapmış birisiydi… Kırım Türklerindendi ama Samsun’da berberlik yapıyordu. Küçük Gencebay yetenekliydi, kısa zamanda notayı öğrendi.Ancak gözü Halk müziğindeydi. Yedi yaşında iken bağlama ile tanıştı. 12 yaşına geldiğinde artık tamburda çalıyordu. Şarkı söylemiyordu ama müziğin felsefesini tanımaya çalışıyordu. Konservatuar sınavlarına girdi, kazandı ve bir süre devam etti. Ancak aradığı ve düşlediği müziği bulamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Ardından Ankara Radyosu sınavlarına girdi 20 yaşındaydı. Sınavları iftiharla kazandı, Halk Müziği’ni tercih etmişti.

Müzik aletleri içinde ona bağlama kadar yakın gelen yoktu. Sınavları kazandığı halde usulsüzlük yapıldı diye radyoya girmedi. İki yıl sonra İstanbul Radyosu’nun sınavlarına girdi, onu da iftiharla kazandı, 10 ay TRT’de çalışıp ayrıldı. O sıralar çeşitli arayışlar içindeydi ve bütün sorunda buydu zaten. Var olan müziğin yapısından tatmin olmuyordu. Türk müziğin’de çok iyi malzeme vardı, çok iyi yerlere gelmesi mümkündü. O yıllarda böyle düşünüyordu.

TRT’den ayrıldıktan sonra babasının da işlerinin bozulması üzerine yeniden Samsun’a dönen, ne var ki içindeki müzik tutkusu her geçen gün biraz daha yoğunlaşan Orhan Gencebay çalışmalarını bu kez İstanbul Plakçılar Çarşısın’da yoğunlaştırdı. Söz yazarı, besteci, yorumcu, bağlama sanatçısı olarak zirveye doğru uzanan bir maratona başladı. Sanatçı henüz şarkıcı olarak tanınmadan önce de bir çok bestesiyle şöhret olmuştu. “Sevemedim Kara Gözlüm “, “Koca Dünya”, “Sabır Taşı” adlı besteleri, besteci Orhan Gencebay’ın tanınmasına yetmişte artmıştı bile. Hatta “Sevemedim Kar Gözlüm ” adlı bestesi rekor kırmış 45 sanatçı tarafından plak yapılmıştı.
Orhan Gencebay ses sanatçısı olarak adını ilk kez “Başa Gelen Çekilirmiş” adlı 45′lik plağı ile duyurdu ve hemen ardından “Derdim Dünyadan Büyük” adlı plağı geldi. 1969 yılında “Bir Teselli Ver”‘in satışını katlayarak kırdığı rekor nedeniyle çalıştığı plak şirketş tarafından “Altın Taç” ile ödüllendirildi. 1978 yılında yaptığı “Yarabbim” adlı plağı yurt içinde ve dışında yaptığı satışlarla rekor kırdı.

Orhan Gencebay 1971 yılında İstanbul Plak’a ortak olmuş ve ilk plaklarının büyük çoğunluğu bu firmadan çıkmıştı. Sanatçı daha sonra merhum Yaşar Kekeva ile ortak olarak Kervan Plak şirketini kurdu ve kardeşi Burhan Gencebay ile birlikte çalışmalarını burada sürdürmeye başladı. Yaşar Kekeva Kervan Plak’tan ayrılıp kendi adını verdiği plak şirketini kurunca Kervan Plak Orhan ve Burhan kardeşlerin ortaklığı ile bugünlere geldi.

Orhan Gencebay’ın ilk evliliğini yaptığı Azize Gencebay’dan Altan adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. Daha sonra oğlunun annesinden boşanan sanatçı “Tanrı katında eşimdir” dediği Sevim Emre’yi kendine hayat arkadaşı olarak seçti. 1974 yılından bu yana birlikte olan ünlü çift çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır beraberliklerini büyük bir uyum ve mutluluk içinde sürdürüyorlar.

Ünlü sanatçı şimdiye karar 35 tane Yeşilçam filmi çevirdi. Sayısız filme müzik direktörü olarak imza atan Orhan Gencebay’ın kendi firmasından çıkan 25 albümü bulunuyor. 28 yıllık sanat hayatında plak ve kaset olarak 50 milyonu aşkın bir sayı ile erişilmesi güç bir rekoru elinde bulunduruyor.

15
Ara

Perihan SAVAŞ

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

PERİHAN SAVAŞ

1955 yılında İstanbul Aksaray’da doğdu. Ortaokuldan sonra öğrenimini bıraktı. Beş yaşında İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nde sahneye çıktı. On yıl tiyatro ile ilgilendi ve “Küçük Prenses, Romeo-Jüliyet, Kibarlık Budalası” ve daha birçok oyunda rol aldı.
1971′de “Şehzade Simbad Kaf Dağında” adlı filmde ufak bir rol aldı. 1972′de “Korkusuz Beşler” filmiyle başrole yükselerek sinemaya geçti. Sinemanın yanı sıra sahneye çıkarak, ses sanatçılığına başladı. “Bedrana” filmindeki rolünden ötürü Çekoslovakya’da “CIDALC Ödülü” ile 1974′te Antalya Film Şenliği’nde “en iyi kadın oyuncu” ödüllerini kazandı.
1979′dan sonra çoğunlukla arabesk türünde filmlerde oynadı. İbrahim Tatlıses ile olan birlikteliğinden Melek Zübeyde adında bir kızı oldu. Yılmaz Zafer’le yaptığı evlilikten bir de oğlu olan Perihan Savaş, televizyona programlar yapıyor.

15
Ara

ZEKİ ALASYA

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

ZEKİ ALASYA

Tiyatro, sinema oyuncusu ve yönetmen olan Zeki Alasya 1943 yılında İstanbul’da doğdu. Robert Koleji’nin orta kısmından mezun oldu. Sanat yaşamına 1959′da MTTB tiyatrosunda amatör olarak başladı. Bir süre dekoratörlük ve rehberlik yaptı. Sonra Arena, Gen-Ar ve Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda çalıştı. Daha sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı.
1973′ten sonra film çevirmeğe başladı. Metin Akpınar ile birlikte Türk sinemasında yeni bir ikili yarattı. 1977′de oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliği de denedi. Yönettiği filmlerin çoğunda oyuncu olarak yer aldı. Sinemaya uzun süre ara verdikten sonra son filmi olan “Güle Güle”de oynadı.
Oyuncu olarak; Salak Milyoner, Beş Milyoncuk Borç Verir misin, Köyden İndim Şehire, Güler misin Ağlar mısın, Nerden Çıktı Bu Velet, Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Hasip ile Nasip, Güle Güle, filmlerde rol aldı. Yönetmen olarak; Aslan Bacanak, Sivri Akıllılar, Caferin Çilesi, Petrol Kralları, Doktor, Köşe Kapmaca, Vay Başımıza Gelenler, Elveda Dostum gibi filmleri var.

15
Ara

Kadir SAVUN

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

KADİR SAVUNSanatçı, sinemaya 1952 yılında çekilen Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi filmi ile giriş yaptı.
115 filmde rol alan 12 ödül sahibi oyuncu, yıllarca Türk Sineması’nın mert, babacan, şefkatli ve iyi yürekli karakteri oldu..
Savun, 69 yaşında 10.10.1995 tarihinde kansere yenildi.

15
Ara

izzet GÜNAY

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

İZZET GÜNAY

1934 doğumlu olan sanatçı, Haydarpaşa Lisesi’ni ve Deniz Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde çalıştı. Vatani görevinden sonra, linyit ticaretiyle uğraştı. Gazete ilanı ile Dormen Tiyatrosu’na başvurdu ve bu toplulukta sergilenen “Kara Ağaçlar Altında” oyununda ufak bir role çıkarak, sanat yaşamına atıldı. Daha sonra “Sokak Kızı İrma”, “Pasifik Şarkısı Zafer Madalyası” ve daha birçok oyunda rol aldı.
1958′de Kemal Film’in yaptığı “Kırık Plak” filmindeki Zeki Müren’in şoförü rolünde sinema oyunculuğuna başladı. Birkaç ufak rolden sonra “Varan Bir” filminde başrolü oynadı ve kısa bir süre sonra klasik Türk müziği dalında sahneye çıktı. 1964′te “Ağaçlar Ayakta Ölür” filmindeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en başarılı oyuncu seçildi. İzzet Günay antikacılık yapmaktadır.

15
Ara

Hülya KOÇYİĞİT

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

15
Ara

Hulusi KENTMEN

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

HULUSİ KENTMEN

1912 yılında Tirnova (Bulgaristan)’da doğdu.
Deniz Astsubay Okulu’ndan mezun oldu. Uzun süre orduda kaldı, daha sonra emekli olarak sanat yaşamına atıldı.
İlk olarak “Hisse-i Şaiya” oyunuyla profesyonel oldu. 1940′da “Sürtük” filmiyle sinema oyunculuğuna başladı.
1967′de Hüseyin Baradan ve Şahin Tek’le daha sonra da Atıf Kaptan ile topluluk kurarak Anadolu turnelerine çıktı.
Türk sinemasında çoğunlukla baba rollerinde gözükerek, babacan tavrıyla popüler oldu.
1980′de İzmir Fuarı’nda sahneye çıkarak, keman çalıp, fıkralar anlattı. Birçok TV reklamında ve “Parkta Bir Sonbahar Günüydü” adlı televizyon dizisinde oynadı. 500′ün üzerinde filmde rol aldı.
Kentmen, 20.12.1993 tarihinde İstanbul’da aramızdan ayrıldı.

15
Ara

Hayati HAMZAOĞLU

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

Yeşilçam sineması denilince genellikle sinemanın en verimli olduğu 60′lı, 70′li yıllar ve o yıllarda seyircinin sıkça görmeye alışık olduğu yüzler gelir aklımıza. Çoğu zaman filmlerde karakter rolleri ile yer alan, az sayıda bile olsa filmin baş kahramanı olmayı başaran yardımcı oyuncularımızın Türk filmlerinin bel kemiğini oluşturdukları tartışılmaz bir gerçektir. Türk sinemasında bir kuşak olan bu oyuncularımızın pek çoğu bugün aramızda değiller. Örneğin gerek fiziği gerekse de oyun tarzı ile karakter oyuncuları arasında önemli bir yer edinen ve yakın bir tarihte kaybettiğimiz Hayati Hamzaoğlu gibi.

Tüm yaşamına sığdırdığı sinema serüvenine 1953′de figüran olarak başlayan oyuncu, Türk sinemasının en önemli karakterleri arasında yer alır. Abartıdan uzak, doğal ve ölçülü oyunculuğu ile gerçek hayata uygun tipler çizmeyi başarır ve daha çok kötü adam rolleri ile tanınır. Sinemada daima zor rollerin adamı olan Hayati Hamzaoğlu, güldürüye ya da melodrama kaçmadan, canlandırdığı tiplerle gerçekleri olduğu gibi seyirciye vermeye çalışmıştır.

5 Mart 1933′te Trabzon’da dünyaya gelen oyuncu, 1942 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a yerleşir. İlkokulu bitirdikten sonra kunduracılık, dökümcülük, kuyumculuk… vb. gibi değişik işlerde çalışır.

Sinemaya girişi bir rastlantı sonucu olur. Kuyumculukla uğraştığı yıllarda, tesadüfen karşılaştığı prodüksiyon amiri Sadri Karan “Yakında bir film çekiliyor, fiziğin çok uygun, oynamak ister misin?” diye sorar. O ise fazla düşünmeden bu teklifi kabul eder ve birkaç gün sonra yönetmenliğini Suavi Tedü’nün yaptığı Köy Çocuğu filmi ile ilk kez beyaz perdede görünür. Görünür diyoruz çünkü büyük heyecanlarla işe başlayan Hamzaoğlu filmde figüran olarak yer almaktadır. Bu olaydan sonra kuyumculuğa bir süre ara verir, oyunculuk işini daha yakından görmek ve biraz da tecrübe edinebilmek için film setlerinde dolaşır.

İlk diyaloglu rolünü Aydın Arakon’un Tuzak Oteli (1956)’inde oynar. Filmin bir kumarhane sahnesinde Neriman Köksal’ın fedailerinden birisini canlandırmaktadır.

Bir süre sonra Kemal Film’den teklif alır: Bir Avuç Toprak (Osman Seden, 1957) Altın Kafes (Osman Seden, 1958) Beraber Ölelim (Osman Seden, 1958) Çapa Film için hazırlanan Tilki Leman (Nejat Saydam)’da çeşitli rollerde görünür.

Bütün bu filmlerde oynadığı irili ufaklı roller Hamzaoğlu’nun film piyasasında bir süre sonra tanınmasını ve tecrübe edinmesini sağlar. İlk büyük rolünü Adalı film için çekilen “Zavallı Kız” (Hicri Akbaşlı, 1959)’da Nevin Aypar’la paylaşır.
İlk kez başrol oynadığı film ise bir gangsteri canlandırdığı 1961′de (1962′de olabilir) Fikret Uçak tarafından çekilen “Ölüm Kayalıkları” olur. 1969′da gerçekleştirilen Adana I. Altın Koza Film Şenliği’nde Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı “Kuyu” filminde en iyi yardımcı aktör ödülünü kazanan oyuncu, yıllar sonra Melih Gülgen’e İnsan Hakları Vakfı ödülünü kazandıran Tatar Ramazan (1990) filmindeki Abdurrahman Çavuş rolü ile Altın Koza ödülüne tekrar layık görülür.

Gerek köyde gerekse şehirde kanun dışı, kötü adamı canlandırır. Köyünün eşkıyası olup dağlara çıkar, ağası olup halkına zulmeder, ağanın adamıyken zalimleşir şehre indiğinde ise; İstanbul’un türlü olumsuzlukları içinde gücünü, benzer şekillerde farklı rollerde ayakta tutmaya çalışır. Hayata karşı sürekli direnen karakterlerle, daha çok şehrin arka yüzünde, bazen bir tetikçi ya da mafyacı bazen de çete reisi ya da bir soyguncu olarak çıkar karşımıza.

Çoğunlukla filmlerde kötü adamı oynayan Hamzaoğlu’nun kötülüğünde ise ayrı bir çekicilik vardır. Temelde fiziğinden gelen bu özelliği ile, oynadığı kötü tiplere kendine has bir gizem katar. İyi ya da kötü her zaman mücadele eden, ayakta duran, başkaldıran, hangi ortamın adamı olursa olsun güçlü olmak için uğraş veren karakterlerle beyaz perdede rol bulur.

1958′de Metin Erksan’la Dokuz Dağın Efesi’nde ilk oyunculuk deneyimini yapan Hamzaoğlu, 1960′da Gecelerin Ötesi ile ikinci defa Erksan’ın yönetiminde oynama fırsatını bulur. Kadir Savun, Erol Taş, Metin Ersoy, Oktar Durukan, Suphi Kaner, Ziya Metin ve Yılmaz Gruda gibi dönemin önemli karakter oyuncularının de yer aldığı, ülkenin toplumsal ve siyasal açmazlarını ilk kez gerçekçi bir yaklaşımla ele alan Gecelerin Ötesi’inde, geleceğe umutla bakan son derece genç bir Hamzaoğlu çıkar karşımıza.

Oyuncu sinemadaki asıl çıkışını Orhan Elmas’ın yönettiği Duvarların Ötesi (1964) filmindeki Halıcı karakteri ile yapar. Halıcı altı yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz edip öldürmekten idam cezası verilmiş bir mahkumdur. Kendisi gibi idama mahkum edilen ya da müebbet yiyen birkaç arkadaşı ile hapishaneden kaçar. Kaybedecek bir şeyi yoktur. İçerisi onun için ne kadar ölüm getiriyorsa, dışarısı da o kadar özgürlük ve hayattır. Uzun bir kovalamacanın ardından depo olarak kullanılan bir binaya sığınırlar. Bir de rehineleri vardır tabi. Binada sıkışıp kalan mahkumlar çıkış için çareler ararken Halıcı kurtuluşu onları ele vermekte bulur. Ancak sıkışıp kaldıkları bu yerde yeni bir kanun oluşturan mahkumlar çoktan idam cezasını vermiştir Halıcıya…

1964 oyuncunun sinema kariyerinde önemli bir yıl olur. Bu tarihten itibaren - içeriği ayrıca değerlendirilebilir- çok sayıda filmde rol almaya başlar. Haracıma Dokunma (1965)’da bir kabadayı, Silaha Yeminliyim (1965)’de kan davası yüzünden adam öldüren bir hasımı, Davudo (1965)’da bir eşkıyayı, Beyoğlunda Vuruşanlar (1966)’da gaddar bir çete reisini, Mezarını Hazırla (1966)’da işsiz güçsüz bir serseriyi, Acı (1971)’da intikam peşindeki bir kasaba kabadayısını, Gülsüm Ana (1982)’da ise acımasız bir ağayı canlandırır.

Metin Erksan’ın Kur’an’ın bir suresinden hareket ederek “Kadınlara iyi davranın” temasını işlemeyi amaçladığı Kuyu (1968)’da filmin baş kahramanı olan Osman’ı oynar. Daha çok yönetmenin karasevda anlayışının bir ifadesi olan Osman tiplemesi ile oyuncu kendisine tıpatıp uyan ve çizgisini vurgulayarak sürdüren bir karakter çizer.
Osman tutkunu olduğu kızı (Nil Göncü) kaçırır, kız ise kaçar ve tekrar yakalanır. Osman’ın tecavüzüne rağmen hala direnmekte ve onu istememektedir. Osman ise kararını çoktan vermiştir bile… İlkel tutkusu ile hoyratça sevmektedir. Daha ötesi yoktur, kızın tüm çabaları boşunadır. Eğer erkek isterse zorbalıkla da olsa sevgisini, tutkusunu ortaya koyar. Ona göre doğal ya da doğru olanı da budur. Zaten töreler de aynı şeyi söylemiyor mu? “Erkek isterse olur istemezse olmaz”… Erkek severse yeterli olur diye düşünür Osman, bastıramadığı hoyrat ve ilkel sevgisini doğrularcasına. Öylesine kararlı ve isteklidir ki jandarmalar tarafından yakalanıp hapse giren Osman çıkar çıkmaz kızı tekrar kaçırır. Belinden bir iple bağlar ve peşinden sürükler. En son sürüklendikleri yer bir kuyu başıdır. Osman su almak için kuyuya girer. Fatma’nın kini, acısı onu intikam almaya iter ve yerden bulduğu taşları kuyunun içine atar. Fatma’nın direnişi, törelere ya da kadere boyun eğmeyişi, başkaldırısı, Osman’ın ve kendisinin sonunu hazırlar.

1975 yılında Memduh Ün’ün yönettiği Ağrı Dağı Efsanesi filminde ise törelere karşı gelen bir oba beyini oynamaktadır. Mahmut Han (Hayati Hamzaoğlu)’a Erzurum Paşası tarafından bir kır at hediye edilir. Ancak at günün birinde bir dağlının kapısı önünde durunca işler karışır. Törelere göre böyle bir durumda at hak yadigarıdır ve geri verilmez. Bunun üzerine Mahmut Han dağlının obasına saldırır. Mahmut Han törelere karşı gelmiştir. Bu ara Han’ın kızıyla dağlı Ahmet birbirlerini sevmektedirler. Han kızını Ahmet’e vermek için şart koşar. Ağrı Dağı’nın tepesine bir ateş yakmasını yani imkansızı ister. Ancak Ahmet bu ateşi yakar. Yenildiğini anlayan Han kendini asar.

60′lı 70′li yıllarda Yılmaz Güney’in yönetmenliğini yaptığı (1968 Seyyit Han - Toprağın Gelini, 1969 Aç Kurtlar, Bir Çirkin Adam, 1971 Acı, Ağıt, Umutsuzlar, Vurguncular) ya da rol aldığı (1965 Davudo, Haracıma Dokunma, Silaha Yeminliyim, Üçünüzü de Mıhlarım, Yaralı Kartal, 1967 Şeytanın Oğlu, 1968 Beyoğlu Canavarı, Can Pazarı, 1970 İntikam Kan İle Yazılır) pek çok filmde Güney ile beraber oynama fırsatı bulur. Nedir ki Güney’in bu filmlerinde oyuncuya daha değişik karakterler çizme fırsatı pek verilmez (Umutsuzlar’da örneğin nerede ise bir çeşit figürandır ).

Türk sinemasında karakter oyunculuğunda öze inip sadece kötü adam tiplemelerini değerlendirdiğimizde her ne kadar birbirine benzer gibi görünse de iki isim çıkar karşımıza. Bunlardan biri Erol Taş diğeri ise Hayati Hamzaoğlu’dur. İkisi de oyunculuk formasyonu olmayan tamamen alaydan yetişmiş olmakla birlikte, sergiledikleri oyunculuk sinemada aranan doğallık ve inandırıcılıkla paralel gitmiştir. Ancak bu oyuncuları birbirinden ayıran özellikler de bulunmaktadır…

Sinemanın - komediler hariç - her türünde oynayan bir Erol Taş’a karşın Hayati Hamzaoğlu, pembe dünyalar kuran ya da trajik sonlarla biten melodramlardan uzak durmuştur. Hamzaoğlu’nu Taş’tan ayıran bir diğer özellik ise, oynadığı rol, çalıştığı yönetmen ya da türü ne olursa olsun genelde oyuna hakim ve de abartısız yalın tarzı olmuştur.

Bugün eski Türk filmlerini yeniden izlediğimizde karşımıza bir gerçek çıkar ki o da kendi içinde starlar yaratan Yeşilçam sinemasında karakter oyuncularının da seyircinin gözünde birer star olmayı başarabilmesidir.

15
Ara

Fikret HAKAN

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

FİKRET HAKAN

Asıl adı Bumin Gaffar Çıtanak olan Fikret Hakan, 23 Nisan 1934 tarihinde Balıkesir’de dünyaya geldi. Annesi hemşire, babası edebiyatçıydı. Taksim Lisesi birinci sınıfından ayrılıp, tiyatro oyuncusu olmak isteyen Fikret Hakan, 1950 yılında ‘Üç Güvercin’ adlı oyunla tiyatro sahnelerine ilk adımını attı. Yeşilçam tarafından keşfedilmesi ise uzun sürmedi. 1953 yılında ‘Köprüaltı Çocukları’ adlı filmle sinemaya geçti. Yalnız fiziğiyle değil, güçlü oyunculuğuyla da sinemada adından söz ettirdi. Sert ve öfkeli bakışları, sevimli gülüşü ve babacan tavrıyla sinema seyircisini kendisine bağlamasını bildi. 1955′te Lütfi Akad’ın yönettiği ‘Beyaz Mendil’ adını duyurmasını sağladı. O dönem sinemasını hiç unutmadı…

‘Sinemamız en yazık ki bölge işletmecileri ile taşeron durumundaki yapımcı firma ilişkileriyle hastalıklı büyüdü. Bizim dönemimiz senet bono dönemiydi. 20 bin liralık senedi, 15 bin liraya kırdırıp yerdik. Herkes böyle yaptı. Biraz tutumlu olup bir köşeye para atmasaydım, şimdi ben de sürünüyor olacaktım. Sinemadan kazanılan paralar ne yazık kı sinema dışına taşındı. Çok kazananlar otomobil aldı, ev aldı, lüks hayat yaşadı. Kimse stüdyo kurmayı düşünmedi ne yazık ki. Oysa halkın sinemadan başka bir eğlencesi de yoktu o zaman. Eğer programlı bir yatırım yapılsaydı, şimdi Türk Sineması dünya çapında olurdu. Ancak dedim ya maalesef hiç kimse bir şey yapmadı. Herkes biz bu seyirciyi daha ne kadar süre oyalarız diye düşündü. Bu arada da yapılan bazı güzel filmler oldu. Hepsi bu kadar işte. Bir gün mutlaka Yeşilçam’ın filmi çekilmeli.’

1970′lerde durgunluk dönemine giren Hakan, daha sonra tekrar parlayarak, önemli filmlerde rol aldı. 1980′lerde ise çoğunlukla ikinci derecede rollerde ya da çift aktörlü filmlerde oynayarak, Türk sinemasnda en uzun süre yerini koruyan oyunculardan birisi oldu. Sinema oyunculuğunun yanı sıra “Sürgünden Geliyorum”, “En Büyük Patron” ve “Sürgün” filmlerin yönetmenliğini yaptı.

15
Ara

Ferdi TAYFUR

   Yazan: admin   Kategori SINEMA SANATCILARI

Ferdi Tayfur1948 yilinda Adana Hürriyet Mahallesi’nde dünyaya geldi. Ünlü tiyatro ve düblaj sanatçisi Ferdi Tayfur hayrani olan baba Cumali ortanca ogluna “Ferdi Tayfur” adni koyar. En büyük istegi Ferdi’nin “iyi bir tahsil” görmesidir. Ancak, babasinin öldürülmesi, Ferdi’nin okul hayatinin yarida kesilmesine neden olur. Okulu birakmak zorunda kalan Ferdi, çiftlikte çalisarak ailesinin geçimine katkida bulunur. Genç Ferdi daha 16 yasindayken “Sarkici olmak hayaliyle” Adana’dan Istanbul’a gelir. O yillarda çocuk sarkicilara pek ragbet bulunmadigindan, kendini ispatlayamayan Ferdi Tayfur, tekrar Adana’ya döner ve çiftlikte traktör soförlügüne devam eder.
Bütün günü Çukurova’da “Pamuk tasimakla” geçen Ferdi Tayfur’un gönlünde alevlenen “Sarkicilik atesi” bir türlü sönmez. “Sarkici ve söhret” olamk ümidiyle için için yanmaktadir soför Ferdi. 1968 yilinda tekrar Istanbul’a gelir ve Seda Plak ile iki plaklik anlasma yapar. Ancak yaptigi iki 45′lik de “Hayal kirikligidir”dir Ferdi için. Her defasinda karsisina sanssizlik çikmaktadir. Büyük ümitsizlik içinde yeniden Adana’ya döner ve çiftlikteki islerin basina geçer. Aradan üç yil geçtikten sonra yaptigi “Huzurum Kalmadi” adli plak da satilmaz. Ancak “Yilmadim, inatla çalismaya devam ettim. Traktör basinda bile sarki besteliyordum” diyor Ferdi Tayfur. 1973 yilinda Görsev Plak adina yaptigi “Kir Çiçekleri” adli 45′lik, ancak Ferdi’nin geçimini saglamaya yeter. Ama aradigi, istedigi çikisi bir türlü yapamaz. Yalniz, basindan beri yakasini birakmayan “Sanssizlik” bu kez Ferdi’nin pesini birakmisti. Sans ibresi artik Ferdi’den yana dönmekteydi.

Satilan her plak basina 1 lira alan Ferdi Tayfur geçim zorluklari içinde nisanlanir ve kisa bir süre sonra evlenir. 1974 yilinda yaptigi “Bana Gerçekleri Söyle” adli 45′lik ile adini yavas yavas duyurur Ferdi Tayfur. Çocuk yasta yoksullugun bütün acisini benliginde hisseden Ferdi Tayfur, ailesine, kardeslerine ve cezaevinde olan agabeyisine bakmak için daha büyük bir hirsla sarkiciliktaki iddiasini sürdürme savasina girer.

“Bana Gerçekleri Söyle” ile piyasada adini duyuran Ferdi Tayfur, 1975 yilinda Elenor Plak’a transfer olur. Önce “Birak Su Gurbeti”, ardindan da “Çesme” adli sarkisi ile adini duyuran genç sarkici zirveye adim adim yaklasir. “Çesme” ile söhret basamaklarini ikiser ikiser tirmanan Ferdi Tayfur’a sinema kapilarida açilir. 1976 yilinda “Çesme” filmini çekerken Necla Nazir ile tanisir ve ona asik olur.

Adini Arabesk müzigin “Dev”leri arasina yazdiran Ferdi Tayfur, gazino neonlarinin bas kösesindeki yerini de kisa zamanda alir. Gazinocular, filmciler ve plak yapimcilari Adana’nin bu bagriyanik sarkicisinin kapisini asindirir. Allah “Yürü ya kulum” demistir. Ferdi de yürümeye devam eder. “Çesme”den sonra yaptigi “Derbeder”, “Benim Gibi Sevenler”, “Yadeller”, “Son Sabah”, “Boynu Bükük”, “Olmaz Olsun”, “Yuvasiz Kuslar”, “Batan Günes”, “Huzurum Kalmadi”, “Günaha Girme”, “Kalbimdeki Aci”, “Sen de mi Leyla”, “Yakti Beni”, “Insan Sevince”, “Durdurun Dünyayi”, “Bir Damla Ates”, “Bende Özledim”, “Herseyim Sensin”, “Utaniyorum”, “Çilgin Arzular”, “Haram Oldu”, “Içimde Bir His Var”, “Ya Benimsin Ya Topragin”, “Sevgiler Çiçek Gibi”, “Affet Allah’im”, “Naz Etme-Canina Okuyacagim”, “Allah’im Sen Bilirsin”, Hosçakal Leyla”, “Bizim Sokaklar”, “Bana da Söyle”, “Emmoglu”, “Mor Güller”, “Dünya”, “Of Daglar” ve “Yoksun-Kör Talih” gibi kaset ve filmleriyle milyonlarin gönlünden ve dilinden düsmeyen ünlü bir sanatçi oldu.

Dillere düsen sarkilarini sinemada ayni isimle filme çeken Ferdi Tayfur, çok sayida film çekti. Sarkicilik, sinema oyunculugunun yanisira, yönetmenlik arzusuyla yanip tutusan Ferdi Tayfur, su filmleri yönetti: “Haram Oldu”, “Içimde Bir His Var”, “Ya Benimsin Ya Topragin”, “Canina Okuyacagim”, “Sevgiler Çiçek Gibi” ve “Affet Allaim”.

Yaklasik 40 kaset ve 30′un üzerinde film yapan ünlü sanatçi 9 kez Altin Plak ödülü aldi. 1982 yilinda kendi adina Ferdifon Plakçilik sirketini kuran Ferdi Tayfur’un ilk evliliginden 3 çocugu, yaklasik 25 yildir birlikte oldugu sinema oyuncusu Necla Nazir’dan da bir kizi bulunuyor.